Prof. Dr. Müjdat Şakar
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
RSS
  • Anasayfa
  • Yayınlar
  • Duyurular
  • Makaleler
  • Atatürk
  • Hakkımda
  • Yorumlar
  • İletişim

Archive for Ekim, 2007

Onuncu Yıl Nutku

Atatürk 0 Comment »



Türk Milleti!

Kurtuluş savaşına başladığımızın 15′inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

Kutlu olsun!

Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkarane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk Milleti,

On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaat eden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

Mustafa Kemal Atatürk, 29 Ekim 1933, Ankara

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi

Atatürk 0 Comment »

EY TÜRK GENÇLİĞİ!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



Söylevleri

Atatürk 0 Comment »

Atatürk’ün söylevleri

* Atatürk’ün Türk Gençliğine Hitabesi
* Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku
* Atatürk’ün Bursa Nutku
* Balıkesir Hutbesi

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



Eserleri

Atatürk 0 Comment »

* Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
* Takımın Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1908)
* Cumalı Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
* Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
* Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1912)
* Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
* Nutuk (1927)
* Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)
* Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



İnkılapları

Atatürk 0 Comment »

Toplumsal

* Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)
* Tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
* Kadınlara belediye seçimlerinde (1930) ve genel seçimlerde (1935) seçme ve seçilme hakkı tanınması
* Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
* Bazı lakap ve unvanların kullanımının yasaklanması (26 Kasım 1934)
* Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931)

Hukuk

* İslam vakıflarının devlet idaresine alınması (1924)
* İsviçre Medeni Kodundan çevrilerek hazırlanan Medeni Kanun’un kabulü (1926).
* İtalyan Ceza Kanunu’ndan çevrilerek hazırlanan Türk Ceza Kanunu’nun kabulü (1927).

Eğitim ve kültür

* Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ile devlete bağlı olmayan ilköğretim kurumlarının kapatılması (3 Mart 1924)
* Yeni Türk harflerinin kabulü ve arap alfabesiyle her türlü yayın ve eğitimin yasaklanması (1 Kasım 1928)
* Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1932)
* Dil Devrimi ve Güneş Dil Teorisinin benimsenmesi (1932-1938)
* Darülfünun’un kapatılıp İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden kurulması (31 Mayıs 1933)

Eserleri

* Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
* Takımın Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1908)
* Cumalı Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
* Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
* Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1912)
* Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
* Nutuk (1927)
* Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)
* Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)

Atatürk’ün ayrıca, 1915-1918 yılları arasında Anafartalar, Doğu Cephesi ve Karlsbad’daki hatıralarını yazdığı günlükleri de bulunmaktadır. Bunlardan Anafartalar Muharebatı’na Ait Tarihçe, Türk Tarih Kurumu tarafından kitap olarak yayımlanmıştır. 1908-1938 yılları arasında Mustafa Kemal’in imza attığı, yazdığı, söylediği kişisel notları dahil her şeyin toplandığı Atatürk’ün Bütün Eserleri adlı bir ansiklopedi de Kaynak Yayınları tarafından hazırlanmaktadır.

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



Dönüm Noktaları

Atatürk 0 Comment »

Yaşamındaki Belli Başlı Dönüm Noktaları

* 1881 Selanik’te doğdu.
* 1893 Selanik Askeri Rüştiyesi’ne yazıldı ve öğretmeni Mustafa Sabri Efendi, kendisine Kemal ek adını verdi.
* 1895 Manastır Askeri İdadisi’ne girdi.
* 18 Mart 1899 İstanbul’da Harp Okulu piyade sınıfına yazıldı.
* 1902 Harp Akademisi’ne girdi.
* 11 Ocak 1905 Kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisi’ni bitirdi. Merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu’da göreve başladı.
* Ekim 1906 Arkadaşlarıyla birlikte Şam’da gizli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu.
* 20 Haziran 1907 Rütbesi kolağalığa yükseltildi.
* Eylül 1907 3. Ordu’ya atanarak Selanik’e gitti.
* 13 Nisan 1909 31 Mart Ayaklanması’nı bastırmak üzere Hareket Ordusu kurmay başkanı oldu.
* 1910 Mahmud Şevket Paşa’nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk isyanının bastırılmasında görev aldı.
* 13 Eylül 1911 İstanbul’da genelkurmayda göreve atandı.
* 27 Kasım 1911 Binbaşılığa yükseltildi.
* 9 Ocak 1912 Trablusgarp’da Tobruk Savaşı’nı yönetti.
* 27 Ekim 1913 Sofya’ya askeri ateşe atandı.
* 1 Mart 1914 Yarbaylığa yükseltildi.
* Şubat 1915 Tekirdağ’da 19. Tümen’i kurdu.
* 25 Nisan 1915 İtilaf Devletleri’nin askerlerini Arıburnu’da durdurdu.
* 1 Haziran 1915 Albaylığa yükseltildi.
* 10 Ağustos 1915 Anafartalar Cephe Grubu komutanı olarak İngiliz ve Fransız donanmalarını Çanakkale Boğazı’nda durdurdu.
* 14 Ocak 1916 Edirne’de 16. Kolordu komutanı oldu.
* 1 Nisan 1916 Mirlivalığa(tuğgeneralliğe) yükseltildi.
* 5 Temmuz 1917 7. Ordu Komutanlığı’na atandı.
* Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı’ndan ayrılarak İstanbul’a döndü.
* 31 Ekim 1918 Yıldırım Orduları Grubu komutanı oldu.
* 19 Mayıs 1919 Samsun’a vardı.
* 21/22 Haziran 1919 Amasya Tamimi’ni açıkladı.
* 8 Temmuz 1919 3. Ordu Müfettişliği’nden ve askerlikten çekildi.
* 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi’ne başkan seçildi.
* 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi’ne başkanlık etti.
* 7 Kasım 1919 Erzurum’dan milletvekili seçildi.
* 27 Aralık 1919 Heyet-i Temsiliye ile birlikte Ankara’ya geldi.
* 23 Nisan 1920 Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı.
* 11 Mayıs 1920 İstanbul hükümetince ölüm cezasına çarptırıldı.
* 5 Ağustos 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce başkomutan yapıldı.
* 23 Ağustos 1921 Sakarya Savaşı’nı yönetti.
* 19 Eylül 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce mareşallik rütbesi ve gazi sanı verildi.
* 26 Ağustos 1922 Kocatepe’den Büyük Taarruz’u yönetti.
* 30 Ağustos 1922 Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı kazandı.
* 8 Eylül 1922 İzmir düşmandan temizlendi.
* 1 Kasım 1922 Saltanat kaldırıldı.
* 29 Ocak 1923 İzmir’de Latife Hanım ile evlendi(5 Ağustos 1925′te ayrıldı).
* 17 Şubat 1923 İzmir İktisat Kongresi’ni açtı.
* 11 Ağustos 1923 İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçildi.
* 9 Eylül 1923 Halk Fırkası’nı kurdu.
* 29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilan edildi; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.
* 3 Mart 1924 Halifelik kaldırıldı.
* 20 Nisan 1924 Yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.
* 17 Kasım 1924 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu(3 Haziran 1925′te kapatıldı).
* 25 Kasım 1925 Şapka Yasası kabul edildi.
* 26 Aralık 1925 Uluslararası takvim ve saat kabul edildi.
* 1 Kasım 1927 İkinci kez cumhurbaşkanlığına seçildi.
* 1 Kasım 1928 Latin harflerinin kabulüne ilişkin yasa çıktı.
* 12 Ağustos 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu(17 Kasım 1930′da dağıldı).
* 15 Nisan 1931 Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni kurdu.
* 4 Mayıs 1931 Üçüncü kez cumhurbaşkanı seçildi.
* 12 Temmuz 1932 Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdu.
* 24 Kasım 1934 Atatürk soyadı verildi.
* 27 Ocak 1937 Hatay’ın bağımsızlığı Milletler Cemiyeti’nce kabul edildi.
* 10 Kasım 1938 Dolmabahçe Sarayı’nda öldü.

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



Hayatı

Atatürk 0 Comment »

Çocukluk ve gençlik yılları (1881 – 1905)

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 tarihinde Selanik, Kasımiye Mahallesi, Islahhane Caddesi’nde bugün müze olan evde doğdu. 1839 doğumlu olan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır’a bağlı Debre-i Bâlâ /Aşağı Debre’dendir. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi.

Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi’nin, Fatma (1871/72-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901) adında altı çocukları oldu. Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında iken, o senelerde salgın olan kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler. En küçük kardeş Naciye, Mustafa Kemal’in Harp Okulu’nu bitirdiği sene, oniki yaşındayken verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Makbule Hanım 1956 yılına kadar yaşadı.

Öğrenim çağına gelen Mustafa, Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, daha sonra babasının isteğiyle Mektebi Şemsi İbtidai’ye (Şemsi Efendi Mektebi) geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde Hüseyin dayısının yanında kaldıktan sonra Selanik’e dönüp okulunu bitirdi. Bu arada Zübeyde Hanım, Selanik’te gümrük memuru olan Ragıp Bey ile evlendi. Şimdi müze olan Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi’ndeki ev, Ragıp Bey’in evidir. Ali Rıza *Bey yaşarken, Ahmed Sübaşı Mahallesi’ndeki Sanayi Mektebi karşısındaki evde oturmuşlardı.

Mustafa, Selanik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Kısa süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdadisi’ni bitirip, İstanbul’da Harbiye-i Şahane’de öğrenime başladı. 1902 yılında mülazim (teğmen) rütbesiyle mezun oldu, Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905′te yüzbaşı rütbesiyle akademiyi tamamladı.

Olgunlaşma dönemi (1905 – 1911)

1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı.
Birinci Libya görevi (1908)

1908 yılının Temmuz ayındaki Jön Türk hareketinden sonra sonbahar aylarında İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından, toplumsal ve siyasal sorunları ve güvenlik problemlerini incelemek üzere Libya’ya gönderildi. Burada 1908 devriminin fikirlerini Libyalılara yaymaya ve buradaki nüfusun farklı kesimlerinden gelenleri Jön Türk politikasına kazanmaya çalıştı.Bu siyasi görevin yanısıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi garnizonuna önderlik ederek askerlere modern taktikler öğretti.Bu tatbikat süresince isyancı bir şeyhin evini sararak bölgede sistem karşıtı başka güçlü kişilere örnek olması amacıyla onu kontrol altına aldı. Ayrıca hem kentli, hem de kırsal bölge insanlarını korumak için bir yedek asker ordusu planlamaya başladı.

Hareket Ordusu (1909)

13 Nisan 1909′da Jön Türk hareketine karşı başlayan 31 Mart Ayaklanması’nı bastırmak üzere Selanik’ten hareket ederek Mahmut Şevket Paşa komutasında 19 Nisan 1909′da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. Daha sonra bu görevi Binbaşı Enver Bey devraldı

Fransa seyahati ve İstanbul’a dönüş (1910-1911)

Mustafa Kemal 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genelkurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı..

Yöneticilik yılları (1911 – 1919)

Trablusgarp’a hücumu ile başlayan Trablusgarp Savaşı’nda, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk, Sireanik ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911′de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı’nı kazandı. 6 Mart 1912′de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912′de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında önemli hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Hayatının ilk aşk ilişkisini de burada, bir Bulgar kızı ile yaşadı. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915′te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı Devleti de savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümen’i kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

Bulgaristan ve Mustafa Kemal

Bulgaristan, Mustafa Kemal’in hayatında en büyük etki yapan ülke olmuştur. Bulgaristan’da geçen hayatı incelendiği zaman yapacağı devrimlerin birçoğunu yıllar önce Sofya’da görev yaptığı sırada düşündüğü ve şekillendirdiği görülür.

Mustafa Kemal, askeri ataşe olarak 28 Ekim 1913 tarihinde geldiği Sofya’da Fethi Okyar’la birlikte çalışmıştır. Mustafa Kemal’in Sofya’ya geldiği günlerde Bulgar siyasi yaşamı çok hareketliydi. Sobranya (Bulgar Parlamentosu) için yapılan seçimler iktidardaki Radoslovov’un partisi için başarısız geçmiş ve iktidar partisi parlamentoda sandalye kaybetmişti. Kabine kurma görevinin, parlamentoda çoğunluğa sahip olmamasına rağmen yeniden Radoslovov’a verilmesi gibi siyasi olaylar Atatürk’ü derinden etkilemiştir.

Birinci Dünya Savaşında Atatürk

1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında Mustafa Kemal kaimmakam (yarbay) rütbesi taşıyordu. 25 Nisan 1915′te Gelibolu Yarımadası’na İtilaf Devletleri’nin yaptığı çıkartma üzerine başlayan Çanakkale Savaşı’nda sezgisi, cesareti ve soğukkanlılığıyla dikkati çekti; cephe kumandanı olan Alman mareşal Liman Von Sanders’in takdirini kazandı. Arıburnu’na çıkan düşman birliklerinin yarımada içine doğru ilerlemesi Nisan sonunda Conkbayırı’nda durduruldu. Bu başarı üzerine miralay (albay) rütbesine terfi etti. İngilizlerin Ağustos ayında Suvla Körfezine yaptığı ikinci çıkartmadan sonra, Anafartalar Grubu Komutanı sıfatıyla 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferi’ni kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe ve 21 Ağustos’ta II. Anafartalar Zaferi takip etti. Mustafa Kemal Türk kamuoyunda “Çanakkale Kahramanı” olarak tanındı.

1916′da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916′da tümgeneralliğe yükseldi ve Paşa unvanını aldı. Rus kuvvetleriyle yapılan savaşlar sonucunda Muş ve Bitlis kısa sürelerle geri alındı. 1917′de Suriye’deki görevi sırasında Cemal Paşa ile birlikte, savaşta ülkeyi felakete sürüklediğine inandığı Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya karşı bir askerî darbe hazırlamakla suçlandı. Görevinden alınarak İstanbul’a çağırıldı. Veliaht Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek siyasi temaslarda bulundu.

1918 Haziran ayında Viyana ve Karlsbad’a giderek tedavi gördü. Sultan Reşat’ın ölümü ve Vahidettin’in cülusu üzerine 2 Ağustos’ta İstanbul’a döndü. 15 Ağustos 1918′de 7. Ordu Komutanı olarak Suriye cephesine atandı. 19 Eylül’de Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetleri hücuma geçerek, üç ordudan oluşan Yıldırım Ordular Grubunu ağır bir hezimete uğrattılar. 1 Ekim’de Şam, 25 Ekim’de de Halep düştü. Yıldırım Orduları Grubu kumandanı olan Liman von Sanders’in görevden alınması üzerine Mustafa Kemal Paşa bu göreve getirildi. 31 Ekim’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden bir hafta önce Vahidettin’e bir mektup yazarak yeni hükümet kurulmasını ve kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini önerdi. Önerisi reddedildi. 18 Kasım’da İstanbul’a döndü. Arkadaşı Fethi Bey ile birlikte bir gazete çıkararak siyasi girişimlerde bulundu.

Milli Mücadele dönemi (1919 – 1923)

Mondros Mütarekesi’nden sonra Anadolu’da çeteler (Kuvayımilliye) şeklinde örgütlenen direniş hareketleri başladı. Mustafa Kemal Paşa padişah Vahidettin tarafından olağanüstü yetkilerle donatılarak Anadolu’da asayiş ve sükûnu sağlamakla görevlendirildi. 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919′da Rauf Bey, Kâzım Karabekir, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy ile birlikte Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” ilan etti. Karabekir tarafından Erzurum’da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katıldı. Kongre üyelerinin ısrarıyla Osmanlı ordusundan istifa etti ve Kongre başkanlığına seçildi. 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi’ni toplayarak ulusal direnişi yönetecek olan siyasi yapılaşmayı kurdu. 27 Aralık 1919′da Ankara’da heyecanla karşılandı. Osmanlı Mebusan Meclisinin Mart 1920′de işgal güçlerince basılması ve önde gelen milliyetçi mebusların tutuklanması üzerine 23 Nisan 1920′de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasını sağladı. Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi. TBMM, bir kurucu meclis gibi çalışarak Milli Mücadele’yi yürütecek olan Anadolu hükumetinin altyapısını kurdu.

Merkezi denetimden uzak bulunan Kuva-yı Milliye örgütleri dağıtılarak düzenli bir ordu oluşturuldu. Milli Mücadele’nin en kanlı çatışmaları, düzenli orduya katılmayı kabul etmeyen Kuva-yı Milliye gruplarına karşı verildi. (Bak. Çerkez Ethem). 1921 Ağustos ayında askerî durumun kritikleşmesi üzerine Meclis Mustafa Kemal’e Başkumandan unvanını vererek yasama ve yürütme erklerinin bir kısmını kendisine devretti.

Ulusal direnişin yayılması ve Sevr Antlaşmasının direnişle karşılaşması üzerine İtilaf Devletleri, Yunan ordusunu Anadolu’nun içlerine sürdü.[kaynak belirtilmeli] Eskişehir’e ulaşan Yunan ordusunun İsmet Paşa kumandasındaki düzenli birliklerce I. İnönü (6-10 Ocak 1921) ve II. İnönü (23 Mart-1 Nisan 1921) Muharebelerinde yenilgiye uğratılması, Milli Mücadelenin dönüm noktası oldu. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde Yunan ordusu Sakarya’da Mustafa Kemal yönetiminde yenilgiye uğratıldı. Bu olay üzerine 19 Eylül 1921′de TBMM Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verdi. 26 Ağustos 1922′de başlayan Büyük Taarruz ile Yunan Ordusu Anadolu’dan çıkarıldı ve 9 Eylül’de İzmir alındı.

Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923′te İsviçre’nin Lausanne (Lozan) kentinde imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Bu antlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.

Cumhurbaşkanlığı yılları (1923-1938)

Milli Mücadele sonrasında Türkiye’de iki başlı bir yönetim ortaya çıkmıştı. TBMM 1 Kasım 1922′de Osmanlı saltanatını lağvedip Vahidettin’i tahttan indirerek İstanbul hükümetinin hukuki varlığına son verdi. 8 Nisan 1923′te yayımlanan Dokuz Umde ile Mustafa Kemal yeni rejimin temelini oluşturacak olan Halk Fırkası’nın (daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi, CHP) temellerini attı. Nisan ayında yapılan İkinci Meclis seçimlerine sadece Halk Fırkasının katılmasına izin verildi. Mebus adayları Parti başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal tarafından belirlendi.

29 Ekim 1923′te TBMM, oturuma katılan 159 milletvekilinin oybirliğiyle Cumhuriyet’i ilan ederek Mustafa Kemal Paşa’yı Cumhurbaşkanı seçti. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927′de kabul edilen CHF Tüzüğü ile Mustafa Kemal Paşa partinin “değişmez genel başkanı” ilan edildi ve mebus adaylarını seçme yetkisi, kaydı hayat şartıyla kendisine tanındı. CHF/CHP üyelerinden oluşan TBMM 1927, 1931, 1935 yıllarında Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Cumhuriyetin ilanından sonra, Milli Mücadeleyi başlatan beş kişilik kadronun Mustafa Kemal dışındaki dört üyesi (Rauf, Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar) muhalefete geçerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. 1925 Martı’nda çıkan Doğu İsyanı üzerine sıkıyönetim ilan edilerek TCF kapatıldı. Partinin lider kadrosu tutuklanarak önde gelenleri idam edildi. Rauf Bey ve Karabekir yurt dışına sürgüne gönderildiler.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. Ancak 1918 yılından sonra hiçbir resmi veya özel ziyaret için yurt dışına çıkmadı.

15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan Nutuk’u (Söylev), 29 Ekim 1933 tarihinde de Onuncu Yıl Nutku’nu okudu. Kurtuluş Savaşı’nın Atatürk’ün bakış açısıyla anlatımını içeren Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Mücadeleye ilişkin resmi görüşünün esasını oluşturur ve Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte başlatan ve yürüten askerî ve siyasi şeflere karşı (Rauf, Karabekir, Refet Bele, Mersinli Cemal Paşa, Cafer Tayyar Eğilmez, “Sakallı” Nurettin Paşa, Celalettin Arif Bey vb.) bir polemik niteliği de taşır.

29 Ocak 1923′te Latife Hanım’la evlendi. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. 1922-1934 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal veya sadece Gazi unvanıyla anılan Mustafa Kemal’e soyadı kanunu ile birlikte TBMM tarafından çıkarılan 24 Kasım 1934 tarihli ve 2587 sayılı kanun ile [3] ile kendisine “Türklerin Atası” anlamına gelen Atatürk ismi verilmiştir.

1930′lu yıllarda Balkan ülkelerinde yaygınlaşan revizyonist siyasi görüşlere karşı Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle karşı çıkarak, Birinci Dünya Savaşı ertesinde Neuilly ve Lozan antlaşmalarıyla kurulan uluslararası statükoyu savundu. 1930 yılında Yunan başbakanı Evangelos Venizelos’u Türkiye’ye davet ederek Milli Mücadele’nin düşmanı Yunanistan’la barışın temellerini attı. Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

1932 yılından itibaren yaşamının büyük bölümünü İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda kendisine ayrılan dairede geçirdi. 1935′ten itibaren gittikçe şiddetlenen karaciğer sirozu hastalığı ile mücadele etti. 1937′de dönemin en pahalı yatı olarak bilinen Savarona yatı Bakanlar Kurulu kararıyla satın alınarak Cumhurbaşkanının şahsi kullanımına tahsis edildi. Aynı yıl çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na pay ayırdı. Atatürk, 10 Kasım 1938 saat 9:05′te Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi’ne defnedildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâaşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü buraya nakledildi.

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



Sosyal Güvenlikte Ne Yapılmalı?

Makaleler 1 Comment »

I- GİRİŞ

5510 sayılı Kanun’un özellikle memurlarla ilgili pek çok maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilip, Kanun’un yürürlüğü şimdilik 1 Temmuz 2007’ye ertelenirken, hükümet aslında nefes alma fırsatı buldu. Yılbaşına yetiştirilmek için çalakalem hazırlanan ve Danıştay’ca iptale aday yönetmelik taslaklarıyla, henüz oluşturulamayan kurumsal yapıyla zaten yılbaşında uygulamaya başlamak zordu. Şimdi, hükümet bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Sosyal tarafların ve akademik çevrenin eleştirilerini dikkate almak yerine, her fırsatta “Anayasa Mahkemesi engel olmasaydı yılbaşından sonra şöyle iyi olacaktı, böyle iyi olacaktı” edebiyatı ile yargıyı suçlamak, yetmeyince dönüp akademisyenlere yüklenmek çare değildir.

II- BU NOKTAYA NASIL GELDİK?

2003’te yeni İş Kanunu kabul edilip, çalışanın aleyhine daha liberal, daha esnek birtakım yeni düzenlemeler geldi. Buna paralel olarak, sosyal güvenlik sisteminin de yeni liberal şartlara uydurulması gerekiyordu. 2003 yılından itibaren yeniden bir reform tezgâha kondu. Hükümet ne kadar bu iddiaya karşı çıkarsa çıksın, IMF talimatlarıyla bir reform yapıldı. Uluslararası Para Fonu doğrudan doğruya bu işe müdahildir, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi kuruluşlar zorlaya zorlaya bu düzenlemeyi ortaya çıkardılar. Hatta öyle ki, yasaların Meclis’e sevk tarihleri bile IMF İcra Direktörleri Kurulu’nun toplantı tarihlerine göre olmuştur. Mesela 9 Aralık 2005 günü, Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu Tasarısı, Meclis’e sevk ediliyor, çünkü o gün IMF toplantı yapacak, durumumuz hakkında değerlendirme yapacak. Belgeler ortada. Niyet mektupları veriyoruz. Bize dikte ettirilen ev ödevleri içindeki sosyal güvenlik reformu yapılacak. Bunlara göre, yeniden gözden geçirmelerde sürekli olarak, “bu reformu yaptınız mı, nasıl yaptınız, şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız”, yönlendirmeyle oluşan bir reform. Şimdi buna karşı kalkıp, “bu reform IMF gölgesinde yapılmıştır” dediğiniz zaman suçlu mu oluyoruz?

III- REFORM NİYE YAPILIR?

Hiç mi reform gerekmiyordu? Gerekiyordu. Ama, reform ne demek, reform niye yapılır? Dahi iyi bir sosyal güvenlik hakkı için yapılır. İşlemeyen, sigortalıya sorun çıkartan hususların ortadan kaldırılması için yapılır. Peki, bu reform niye yapılmış? Bu reform, devletin genel bütçeden sosyal güvenliğe para transferini engellemek için IMF talimatlarıyla yapılmıştır. Diyor ki IMF, “bu açıklar fazla oldu, buraya artık para ayırmayın, yani masrafı kısıcı birtakım düzenlemeler yapın.” Bunun için, emekli aylıklarına vergi bile telaffuz edildi bu memlekette. Düyunu Umumiye komiserleri, “sefalet ücreti” seviyesinde olan emeklinin aylığından vergi alınmasını bile söyleyebildiler. Yapılan düzenlemeler, emeklilik şartlarının ağırlaştırılması, emekli aylıklarının azaltılması, masrafların kısılması; amaç bu. Peki, bu reform bu amaca hizmet edecek mi? Hayır.

Bir kere, daha reform öncesinde, “sağlıkta dönüşüm projesi” adı altında yapılan birtakım işler bile büyük masraf kapıları ortaya çıkarmıştır. Sigortalının ödediği primlerle ve onun için işverenin ödediği primlerle yapılmış Sosyal Sigortalar Kurumu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir. Sigortalıların malı olan hastaneler, onların elinden alınmıştır ve bilinçli bir şekilde yapılmıştır. Kötü hizmet, bilinçli bir şekilde kötü işletmecilik yüzünden, sigortalılar, “aman, birisi alsın bunu doğru düzgün yapsın da, kim yaparsa yapsın” noktasına getirilmişlerdir ve buna tepkileri en düşük seviyede kalmıştır. Yani, “ne olacak canım, o da devlet, bu da devlet, hastane ha Sağlık Bakanlığı’nın olmuş, ha SSK’nın olmuş” gafletiyle karşılanmıştır. Asıl amaç: Kamu yönetimi reformuyla bunun yerel yönetimlere devridir. Yerel yönetimlere verildikten sonra, onlar ne diyecekler? Ben size söyleyeyim. “Biz hastane işletmekten ne anlarız” deyip, bunları özelleştirecekler. Dolayısıyla bir özelleştirme formülü uygulanmaktadır. Peki, bu acaba masrafları kıstı mı? Sosyal sigortalar hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri, sigortalıların özel sektör sağlık işletmelerinden yararlanmaları, ilaçlarını serbest piyasadan temin etmeleri gibi sigortalıya başlangıçta güzel gelen bu cicim ayları çok kısa bir sürede 4,5 katrilyon lira masraf artışına yol açmıştır.

Kurumların birleştirilmesi, tek çatı altına alınması bundan çok daha büyük bir masraf kalemi ortaya çıkaracaktır. “Masrafı azaltıyoruz, devletin genel bütçeden sağladığı transferleri engelliyoruz” diye, bu amaçla yapılan reform, bu amaca hizmet etmeyecektir. Ülke olarak büyük bir mali krize sürükleneceğiz; benim korkum budur. Taraflara bakın; sigortalı cephesine bakın, işveren cephesine bakın. Kimse bu reformdan beklediğini de bulamamıştır. Prim oranları yüksek. Kayıt dışı ekonomi gittikçe artıyor. Kaçak sigortalı olayı bu ülkede önemli bir sorun. Prim yükünden kurtulmak için, işveren, sigortasız adam çalıştırıyor. İşverenin beklentisi neydi? “Şu prim yükü biraz hafiflerse belki kayıt dışı ekonomi biraz daha küçülür.” Peki, bu beklenti gerçekleşti mi, işveren kesimi, aradığı prim indirimini buldu mu? Devlet katkısı sağlanmış olmasına rağmen primlerde herhangi bir inme yok. Yani, işveren kesimi hayal kırıklığı içinde. Sigortalılara bakalım. Kimse demir leblebi gibi karmaşık ve anlaşılmaz kanun hükümlerinden bir şey anlamadı. Örümcek ağı gibi. Bir maddeyi okurken başka 10 tane maddeye de bakmanız gerekiyor; çünkü, tekrardan kaçınmak için iç atıflar çok fazla.

Kurulan Kurum, özerk bir Kurum mu? Şimdiye kadar, eski kanunlarda da sosyal güvenlik kurumlarının özerk olduğu kâğıt üzerinde yazılıydı; bunda da değişen fazla bir şey yok. Kurum Yönetim Kurulu üyeleri 3 yıllık görev süresine sahipler, yani 3 yıl için bir güvenceleri var; ama Kurum Başkanının böyle bir güvencesi yok. Geçmişte, bir bakanın sekiz-dokuz defa genel müdür değiştirdiğini, başkan değiştirdiğini müşahede ettiğimiz için ve bu konuya ehil olmayan birtakım kişilerin birtakım politik sebeplerle işin başına getirildiklerini de gördüğümüz için bu konuda tereddüt ediyoruz; Çünkü, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bütçesi Türkiye bütçesinden sonra ikinci büyük bütçedir. Bunu yönetecek anlayışın da gerçekten özerk olması gerekir, siyasilerin etkisinden mümkün olduğunca kurtulmuş olması gerekir. Yeni Kanun’da maalesef bunu da göremiyoruz.

IV- SONUÇ

Sosyal güvenlik kanunları adil ve kolay anlaşılır olmalıdır. Kayıt dışı ekonomiyi büyütmeyen, insanları emeklilikten umudu kesme noktasına getirmeyen, makul ve dengeli düzenlemelere ihtiyaç vardır. Yasayı hazırlarken Üniversitelere hiç sormayan Sayın Çalışma Bakanı, işler karışınca “Üniversitelerde hazır bir model bulamadık, oturup kendimiz yaptık” türü açıklamalarla, akademik çevrenin eleştirilerine karşı yeni bir “savunma” edebiyatı geliştirmiş ve kamuoyu nezdindeki, hükümetten ayrı tutulan itibarını tüketmekte olduğu izlenimini vermiştir.

Şimdi, hükümet oturup sakin kafayla, halkın kolayca anlayabileceği, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla uyumlu yeni bir yasa hazırlamalıdır.

Ne var ki, Sosyal Güvenlik Kurumu bürokratlarından edindiğimiz intiba, iptal edilmeyen hükümlerin aynen bırakılması, memurlar için de eski düzenin devam ettirilmesidir. Böyle bir sözüm ona çözüm, büyük bir yanlış olur.

Müjdat ŞAKAR

Yaklaşım Dergisi / Mart 2007 / Sayı: 171

<< GERİ


Ekim 14th, 2007  



Yorumlar

Yorumlar 14 Comments »

Site hakkındaki görüşlerinizi burada paylaşabilirsiniz.
Yapılan yorumlar yönetici onayından sonra yayına girecektir. Tekrar gönderim yapmanıza gerek yoktur.


Ekim 14th, 2007  





  • Duyurular

    • Prof. Dr. Müjdat ŞAKAR’ın “İş Hukuku Mevzuatı" kitabı 9.basım ve "İş Hukuku Uygulaması" kitabı 8. basım Beta Yayınları’ndan çıkmıştır. Ayrıntılar İçin Tıklayınız
    • Prof. Dr. Müjdat ŞAKAR’ın “Meslek Yüksek Okulları için İŞ HUKUKU VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU” kitabı Beta Yayınları’ndan çıkmıştır. Ayrıntılar İçin Tıklayınız

Copyright © 2010 Prof. Dr. Müjdat Şakar Site Tasarım: Can Şakar