<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Dr. Müjdat ŞAKAR</title>
	<link>http://www.mujdatsakar.net</link>
	<description>Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi</description>
	<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 12:55:27 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>PROF. DR. M. ŞAKAR VE ÇALIŞMA YASALARI</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/prof-dr-m-sakar-ve-calisma-yasalari</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/prof-dr-m-sakar-ve-calisma-yasalari#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2008 11:14:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hakkımda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/prof-dr-m-sakar-ve-calisma-yasalari</guid>
		<description><![CDATA[ MOZAİK
İsmail BAYER
Akbank Sanat 2007/2008 Açılış Programına “Buluşma” ile başlıyor. Bu özel projede şiir, dans, gitar, piyano ve keman içiçe. Genco Erkal’ ın her dinleyişimizde tadı damağımızda kalan Nazım’ dan şiirleri okuyuşu. Zeynep Tanbay’ın dansının da eklenmesiyle, değişik bir sunum gerçekleşiyor. Toros Can piyanoda yine bize sürprizler yapıyor. Ankara’ da dinlediğim Bekir Küçükay’ın gitarını bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> MOZAİK</p>
<p>İsmail BAYER</p>
<p>Akbank Sanat 2007/2008 Açılış Programına “Buluşma” ile başlıyor. Bu özel projede şiir, dans, gitar, piyano ve keman içiçe. Genco Erkal’ ın her dinleyişimizde tadı damağımızda kalan Nazım’ dan şiirleri okuyuşu. Zeynep Tanbay’ın dansının da eklenmesiyle, değişik bir sunum gerçekleşiyor. Toros Can piyanoda yine bize sürprizler yapıyor. Ankara’ da dinlediğim Bekir Küçükay’ın gitarını bu kez İstanbul’da dinliyorum. Özcan Ulucan kemanıyla bizi başka bir seyahate başlatıyor.<br />
TİSK’in Sosyal Politika Gündeminde, “AB İlişkileri Deneyimleri Işığında Özel İstihdam Büroları Aracılığıyla Dönemsel Çalışma” misafir konuşmacı Muntz’u dinledikten sonra, işçi sendikaları bu konuşmayı nasıl değerlendirirlerdi acaba demekten kendimi alamıyorum. Bu program nedeniyle, “Buluşma” nın programında ilk sahne alan harika çocuk, Mertol Demirelli’ yi piyanoda dinlemeye yetişemiyorum. İstenilen her şeye yetişilemiyor.</p>
<p><img src="http://img212.imageshack.us/img212/885/38vn3.jpg" height="74" width="363" /></p>
<p>Ama etkinlikte değişik enstrümanları dinlerken, çalışma yaşamının odalarında da gezintimi sürdürüyorum. İş müfettişi olduğum dönemlerden alışkanlığım vardı. Sosyal Sigortalar ile ilgili gelişmeleri izlemeye çalışır, bu konuda yayımlanan çalışmaları da takip ederdim. Teknik konular, hesaplama yöntemleri, yararlanmada farklılıklar, ortaya çıkan sorunlar, güncelliğini hep korudu. Bundan böyle daha güncelleşecek. Sorular artacak, verilen yanıtlar, getirilen çözümler tartışılmaya devam edecek.</p>
<p>Çalışma yaşamının değişik düzenlemelerini, daha açık anlatımla, iş yasalarından sendikalara, toplu sözleşme düzenlemelerinden sosyal güvenlik yasalarına, eleştirel, hatta zaman zaman muhalif ve bu tavrını açıkça her platformda belirtmekten kaçınmayan bir akademisyenin kapısından girerek adeta odaları dolaşıyorum.</p>
<p>90’lı yılların başlarındaydı, Doç. Dr. Müjdat Şakar’ın ilk kitabı ile karşılaşmıştım. “Sosyal Sigortalarda Emekli Aylığı Miktarının Belirlenmesi ve Değişen Geçim Koşullarına Göre Ayarlanması.. 506 Sayılı Kanun Emeklilik Programı Açısından Değerlendirme ve Öneriler”[1]. Marmara Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku öğretim üyesiydi. Bu görevini hâlâ sürdürüyor. Bir dönem bölüm başkanlığı da yapmıştı.</p>
<p>Bu kitabı ile birlikte, bende bıraktığı izlenim, sosyal güvenliğe ağırlık vereceği doğrultusundaydı.</p>
<p>Yasal durum ve emeklilik seçeneklerini incelerken, uluslararası belgelerde yer alan standartları da dikkate alarak değerlendiriyordu. Ulusal düzeyde uygulamayı irdelemekle kalmıyor, eleştirel bir bakışla da önerilerini getiriyordu.</p>
<p>Şimdiki uygulamaların yön değişmesine bakıldığında, Hocamız 90’lı yılların başında neler söylüyordum 2010’lara doğru durum nasıl diye bir kitap yazmaya kalksa herhalde, “durum vahim” derdi. Sonuçta değerlendirmesinden birkaç cümleyi aktaracağım. “… hiçbir dönemde emeklileri memnun edecek bir yöntem bulunamamış, son yıllarda giderek yükselen enflasyonun yükü, aylıkları yeterli seviyede arttırılmayan emeklilere yüklenmiştir.” Ve devam ediyor “…artık bu konuda yeni yöntemler üzerinde durulmasının zamanı gelmiştir.” Bu satırlar, 90’lı yılların başlarında kaleme alınmış satırlar.</p>
<p>Gelecek yıllarda, 5510 sayılı yasa bir şekilde uygulanmaya başladığında hocamızın bu konuya 2000’li yıllardan bir bakış getirmesi, neler söylemiştik, neler oldu demesi, çok yararlı olur düşüncesindeyim.</p>
<p>Değişik gazetelerde, aralıklarla da olsa köşe yazılarıyla günceli izleyerek, görüşlerini her fırssatta aktarmaya çalışırken, keskin eleştiriler yapmakla kalmıyor, öneriler getiriyor ve uygulamada çıkan sorunlara çözüm getirmeye çalışıyordu. Sorularla, bilgilendirme sürecine girerek, kürsüden öğrencilerine seslenmesinin ötesinde, yaşamda bu yasadan yararlananlara ve uygulayanlara da öğretmenlik yapıyordu.</p>
<p>Bazı toplantılarda karşılaşıyorduk; kısa sohbetler oluyordu. Yaşamı ve güncel sorunları iyi izliyordu. Dergilerde daha kapsamlı yazılarını da zaman zaman izliyordum.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Berrin Ergin’in düzenlediği bir toplantıydı. Basın çalışanları ile ilgili sorunlar tartışılacaktı. Konuşmacılar arasında Prof. Dr. Müjdat Şakar’ ın ismini gördüğümde şaşırmıştım. Bu konuda birkaç kişinin çalışması vardı. Prof. Şakar bu konuda ne söyleyecek diye merakla gitmiştim toplantıya. 2000’li yılların başlarıydı. Konuşmasını izledikten sonra, bu konuda kitabı çıktığında da okumuştum. Hocamız yeni bir alana doğru yol almıştı. “Basın İş Hukuku. Gazetecilerin Çalışma İlişkileri”[2]</p>
<p>Gazetecilerin çalışma ilişkilerinin uluslararası ve ulusal düzeydeki gelişimini aktarmak ile işe başlıyordu. Temel sorunları aktarırken gerçekçi saptamalarla olguyu koyduktan sonra, bireysel iş hukuku açısından konuyu ele alıyordu. Basın İş Yasası’nı inceliyordu. Bu konuda iki-üç kitaptan fazla ürün yoktu 2000 yılların başlarında. Şimdi de artmış değil zaten. Kitapta kısa da olsa, kollektif iş hukuku açısından da gazetecilerin çalışma ilişkileri değerlendirilip, sosyal güvenlik hukuku açısından da özellikle itibari hizmet süreci ele alınıyor.</p>
<p>Anadolu Ajansı ile Cumhuriyet Gazetesi dışında TİS’nin olmadığı, yazılı basına, medyanın da eklenmesine karşın, 212’den 4857’ye yönelmenin yaşandığı günümüzde, aslında bu kesimin yeniden ele alınarak, düzenlemelerin masaya yatırılıp, bir sıçramaya yönelinmesi gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p>Öğrencilerin yararlanmasının yanı sıra avukatların da çantalarında bulunması gereken yasalarla ilgili başvuru kitapları da hazırlayan Hocamız yasa, tüzük ve yönetmelikleri, genel gerekçelerle, notlandırarak , Resmi Gazete derlemesinden öteye geçip, titiz çalışmalar da yapmıştır. “İş Hukuku Mevzuatı”[3] 2006’ da 7.baskıya ulaşmıştır. Yine “Yeni Sosyal Güvenlik Kanunları”[4] ise 5502-5510 öncesi 2006 başlarına kadar olan mevzuatı, toplu olarak sunuyor.</p>
<p>2000’li yıllara yaklaşırken, iş yasalarını değerlendiren “İş Hukuku Uygulaması” nın 1998’ deki ilk baskısı, 2006’ ya gelindiğinde doğal olarak hep yenilenerek 7.baskıya ulaşmıştır[5]. 4857 sayılı Yeni İş Yasası henüz çıkmamıştı. 2003 başlarıydı. Ankara’ da HARB-İŞ’ in düzenlediği bir toplantıda izlemiştim hocamızı. Tasarı Taslağını eleştirirken izlediği yöntem, dinleyenlerce ilgiyle karşılanmıştı. 7.baskıya ulaşan “İş Hukuku Uygulaması” kitabında, 4857 sayılı Yeni İş Yasası ile birlikte Basın-İş ve Deniz-İş hukukunu da incelemektedir. Sendikalarda, kamu sendikalacılığını da ele almıştır. Toplu sözleşme düzeni de incelenerek, çalışma yasalarının toplu bir değerlendirmesi yapılmıştır. Bir ders kitabı olmasının yanı sıra, çalışma yaşamı ile ilgilenenlerin de yararlanacağı bir kitaptır. Hocamızın eleştirel değerlendirmeleri, sunuş yazısından itibaren bakış açısını da belgelemektedir.</p>
<p>Carole Alston değişik bir ses rengi olan zenci bayan cazcı. Piyano, davul ve kontrbas eşliğinde blues parçalarda bizi sakin limanlara taşıyor. Zenci, beyaz, ama müzik bir, yaşam bir ve yaşamın renkleri insanlar. Basında, medyada Anayasa tartışmalarındaki içerik ve uslupdan sıkılmış bir şekilde nereye gidiyorlar karamsarlığına kapılıyorum. Tek Gıda-İş ile TUGİS’ in ortak düzenlediği Sosyal Diyalog Projesi ile ilgili toplantıda sosyal tarafların birlikte diyaloğu geliştirme girişimlerinin, politik arenaya yansıyamamasının burukluğu içinde bu konsere yetişiyorum. Caz müziğinin, zencilerin kendilerini gösterme, biz de varız deme, duygusallıkla başkaldırının, tınılarla örüldüğü, insanı saran müziği içinde eriyip gitmek var. Ama kafanıza sosyal güvenlik takılınca olmuyor. “İtibari Hizmet” süreci gibi mikro bir konuda yaşanan diyaloğun, anlama, algılama ve çözüm getirmedeki kısırlığı ve yabancılığı karşısında, eski bir bürokrat olarak söyleyecek söz bulamayıp, tıkanıp kalıyorsunuz. Hiç değilse müzik sizi biraz sakinleştiriyor. Sosyal Güvenlik sistemindeki karmaşa ya sakin yaklaşalım ki daha da karışmasın.</p>
<p>Hocamızın ilk baskısı 1994’ te yapılan, “Sosyal Sigortalar Uygulaması”[6] kitabı ise 2006’ da 8. baskısına ulaşmıştır. Günümüzde sosyal güvenlik sisteminin durumunu belirlemek için, sunuş yazısından bazı satırları aktarmak istiyorum. “… “Sosyal Güvenlik Reformu” beklentisi içinde uzun süredir yeni bir baskı yapmadığımız kitabın 7. baskısını, Hükümetin IMF’ye reform taahüdünde bulunup, kapalı kapılar ardında yasa taslakları hazırladığı bir dönemde öğrencilerimizi daha fazla ders notundan mahrum etmemek için Kasım 2004’ te yayınlamaya karar vermiştik. Kitap piyasada kısa sürede tükendi. Ancak reform kanunları bir türlü çıkmadı. Öğrencilerimizi kitapsız bırakmamak için değişiklikler işlenmiş 8. baskıyı yayımlamak durumunda kaldık” demektedir.</p>
<p>Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru, Kamu-İş’ in düzenlediği Sosyal Güvenlik ile ilgili kapsamlı seminerde sunduğu tebliğindeki eleştirel tavrını bildiğimden, bu kitabın 9. baskısı, şüphesiz daha da anlamlı olacaktır. Sigortalı tanımlarına, “4a’lı b’li c’li” tanımlarını da getiren Prof. Dr. Şakar’ dır. Önce bir dergideki yazısında bunu aktarmış, sonra seminerlerde de yinelemiştir. Hatta kendi deneyimlerinden hareketle uygulamadaki çelişkileri açıklaması ise hocamızın yaşamla ne denli içiçe olduğunun bir göstergesi olmaktadır.</p>
<p>Tanıtmaya çalışacağım son kitabı da, Temmuz 2006 tarihini taşımakta ve 2. baskısını yapan çalışmasıdır. “Gerekçeli ve İçtihatlı İş Kanunu Yorumu. Gözden Geçirilmiş 2. Baskı”[7]. Bu çalışmada 4857 sayılı İş Yasası madde madde ele alınmaktadır. Diğer ilgili yasalar ve yönetmelikler de kitaba eklenmiştir. Bu çalışma da, ders kitabı boyutunu aşan, uygulamacıların yararlanacakları, sorularının yanıtlarının yanısıra, örnek yargı kararlarını da bulacakları bir çalışmadır.</p>
<p>Prof. Dr. Müjdat Şakar’ın 2008’ de yeni baskılarla çalışmalarını zenginleştirerek bizlere sunacağını umuyorum. Ama en çok başlangıç noktası Sosyal Güvenlik Sistemi’ne ilişkin çalışmalarını, yeni yasa uygulaması ve eleştirel bakışını merakla bekliyorum. Her şeye yetişilemiyor, ama geç kalmamak da gerekiyor.</p>
<p>Prof. Dr. Müjdat Şakar’ın kitaplarından, dergi sayfalarındaki makalelerine, seminerlerdeki tebliğlerinden, değişik gazetelerdeki yazılarına bir bütünsellik içinde baktığınızda, odaları dolaştığınızda çizgisindeki güncellikten kopmayan eleştirel bakışlarını hep sürdürdüğünü görüyoruz. Tüm iş yasalarından, sendikalara, toplu sözleşme düzeninden, sosyal güvenlik yasalarına uzanan geniş yelpazede, çalışma yaşamına Marmara Üniversitesi’nden farklı bir bakış getirdiğini belirtebiliriz.</p>
<p>Üç yıldır özellikle gelip izliyorum. Balat’a çekilen eski Galata Köprüsü üzerinde açılan Tasarım Fuarını. Neler üretiliyor? Nasıl açık, yaratıcı kafalar, eğitim kurumlarından gençlerin solukları, bu dünya, bu yaşam, bu insanlar, bizi nerelere taşıyacak diye mutlu oluyorsunuz. Politikacılara gezi düzenleyip bu sergilere taşımak gerek. O zaman farklı bakışlarla, temcid pilavına dönen kısır takıntılar aşılır mı diye de düşünmüyor değilim doğrusu. Kafaların açıklığı, yaratıcılığı, nereye kadar kalıba dökülebilir, kapatılabilinir.</p>
<p>Ve Sosyal Güvenlik Sistemi’nde neyi kucaklamaya çalışıyoruz? Nereye gidiyoruz? Geleceğe ilişkin güvenceyi, güvensizliğe dönüştürerek bugünden ne bekleyebiliriz? Önemli olan bugünü kurtarmak değil, geleceği kurmak.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1. ŞAKAR, Doç.Dr.Müjdat “Sosyal Sigortalarda Emekli Aylığı Miktarlarının Belirlenmesi ve Değişen Geçim Koşullarına Göre Ayarlanması” Kazancı Kitap Ticaret, 1993, İstanbul, 204 Syf.<br />
2. ŞAKAR, Prof.Dr.Müjdat “Basın İş Hukuku. Gazetecilerin Çalışma İlişkileri” Beta Basın Yayım Dağıtım, Ekim 2002, İstanbul, 184 Syf.<br />
3. ŞAKAR, Prof.Dr.Müjdat “Genel Gerekçeleriyle Notlu İş Hukuku Mevzuatı” Yenilenmiş 7.Baskı Der Yayınları, 2005, İstanbul, 515 Syf.<br />
4. ŞAKAR, Prof.Dr.Müjdat “Genel Gerekçeleriyle Yeni Sosyal Güvenlik Kanunları” Der Yayınları, 2006, İstanbul, 438 Syf.<br />
5. ŞAKAR, Prof.Dr.Müjdat “İş Hukuku Uygulamaları Bireysel ve Toplu İş Hukuku, Basın İş Hukuku, Deniz İş Hukuku” Der Yayınları, 2006, İstanbul, 468 Syf.<br />
6. ŞAKAR, Prof.Dr.Müjdat “Sosyal Sigortalar Uygulaması” Yenilenmiş 8.Baskı Der Yayınları, Mart 2006, İstanbul, 346 Syf.<br />
7. ŞAKAR, Prof.Dr.Müjdat “Gerekçeli ve İçtihatlı İş Kanunu Yorumu” Gözden Geçirilmiş 2.Baskı Yaklaşım Yayınları, Temmuz 2006, Ankara, 920 Syf. İşveren Dergisi Eylül sayısı İçin</p>
<p>İŞVEREN DERGİSİ - EYLÜL 2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/prof-dr-m-sakar-ve-calisma-yasalari/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İş Yasası Taraflı Bir Yasa Olmak Zorundadır</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/is-yasasi-tarafli-bir-yasa-olmak-zorundadir</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/is-yasasi-tarafli-bir-yasa-olmak-zorundadir#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2008 11:11:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hakkımda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/is-yasasi-tarafli-bir-yasa-olmak-zorundadir</guid>
		<description><![CDATA[Tarih: 23 Mayıs 2005
 Yazar: Murat ÖZVERİ / Özgür Kocaeli Gazetesi
Adalet ve Yasa :
Hukukun taraf olması birçok kişiye ürkütücü gelir. Hukuk ve tarafkir davranmak ilk bakışta yan yana konulmayacak kavramlarmış gibi algılanır. Oysa adalet kavramı taraf olmadan tanımlanamaz. Adalet haklıdan yana taraf olarak hukuk aracılığı ile haklıya hakkını teslim ederek yaşam bulacaktır.
Yasalar da adaletin gerçekleşmesini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarih: 23 Mayıs 2005</strong><br />
<strong> Yazar: Murat ÖZVERİ / Özgür Kocaeli Gazetesi</strong></p>
<p>Adalet ve Yasa :<br />
Hukukun taraf olması birçok kişiye ürkütücü gelir. Hukuk ve tarafkir davranmak ilk bakışta yan yana konulmayacak kavramlarmış gibi algılanır. Oysa adalet kavramı taraf olmadan tanımlanamaz. Adalet haklıdan yana taraf olarak hukuk aracılığı ile haklıya hakkını teslim ederek yaşam bulacaktır.<br />
Yasalar da adaletin gerçekleşmesini sağlayan en önemli araçlardır. Yasa düzenlediği konuyu yansız bir şekilde, genel çerçevede düzenlemelidir. Ancak bu kural her yasa için geçerli değildir. Bazı yasalar doğaları gereği taraftırlar. Taraf olduklarını da daha ilk maddesiyle ilan ederler. Taraf olmuş bir yasanın düzenlediği alanda çalışan hukukçular da yasanın mantığına uygun bir şekilde taraf olmak zorundadırlar.<br />
Taraf Olmak :<br />
Yeni İş Yasası henüz daha tasarı aşamasındayken sürekli olarak işverenler iş yasasının bir denge yasası olması gerekliliğinin altını çizmişlerdi.<br />
Yasalaştıktan sonra da, bir yasanın çağdaş olabilmesi için, sosyal taraflarla diyalog içinde hazırlanmış olması, ne sadece işçiyi ne sadece işvereni korumayıp, denge sağlaması gerektiğini, bu anlamda yeni iş yasasının çağdaş bir yasa olduğunu, bazı aksayan yönlerinin ise ileride yapılacak balans ayarlarıyla düzeltilebileceğini belirttiler.<br />
Bu tespiti, yeni iş yasasını anlattığım onlarca işçi seminerinde işçilere, sendikacılara anlattığımda, onların da işverenler gibi düşündüğünü görünce isyan ettim. Bir iş hukuku kitabı yazacağım ve kitabın önsözünde, hem kitabın hem de iş hukukunun taraf olduğunu ilan edeceğim dedim. Kitabın ana gövdesini yazmayı da bitirdim. Ne var ki, iş yasasının çıkmasıyla birlikte o kadar çok kitap yazıldı ki , ben de şaşırdım ve kitabın baskısını erteleyip, daha da taraflı yazabilmek için görüşlerin netleşmesini beklemeye karar verdim.<br />
Asrilik mi , Çağdaşlık mı ?<br />
Ankara &#8216;da yeni iş yasasının değerlendirildiği bir toplantının yayımlanmış tutanaklarını okurken, çok değerli bir hocamızın yapmış olduğu bir tespiti okuyunca yalnız olmadığımı anlayıp sevindim. Hocamız diyor ki &#8221; Anadolu da aslına yabancılaşmayı anlatmak için asrileşti derler. Yeni iş yasası da, çağdaş bir yasa değil, iş hukukunun özüne yabancılaşmış asri bir yasadır&#8221;<br />
Bu tespiti yapan hocamızı telefonla arayıp kutladım.<br />
Taraflı Kitap :<br />
Aradan 7-8 ay gibi bir süre geçti. Hocamız beni arayıp yeni bir kitap çıkardığını, göndermek istediğini söyleyip adresimi istedi. Kitap geldiğinde gözlerime inanamadım. &#8221; İş Hukuku Dersleri &#8221; isimli kitabın kapağına &#8221; SEKA&#8217;lı işçilerin resmi, &#8221; SEKA Kapatılamaz &#8221; dövizleri basılmıştı. Asıl heyecanı ise kitabın sunuşunu okuduğumda yaşadım. Sunuştan bir bölümü aynen aktarmak gereği duyuyorum:<br />
&#8221; Bu kitap tarafsız bir kitap da değildir. Güçlünün değil haklının tarafındadır. Cumhuriyete ve sosyal devlete saldıran &#8216;Bizans çocuklarıyla &#8216; mücadeleyi birinci görev bilen bir yazarın elinden çıkmıştır. 10.06.2003 &#8216;te yürürlüğe giren 4857 Sayılı İş Kanununun &#8216;neo - liberal&#8217; küreselleşme rüzgarının bir eseridir ve İş Hukukunun işçiyi koruyucu ruhuna ve kanımızca Anayasa&#8217;ya da aykırı pek çok hüküm taşımaktadır. İşçilerin küçük bir bölümüne sözde iş güvencesi sağlayan, büyük bir kısmının ise eskiden olduğu gibi hakkını aradığında sebep gösterilmeden işten kovulmasına imkan veren bir kanunun savunulması mümkün değildir&#8221;<br />
Ben taraflı bir kitap yazacağım diye beklerken değerli hocamız tarafından taraflı bir kitap yazılmıştı.<br />
İş Hukuku Taraftır :<br />
Gerçekten de iş hukuku, güçlü işveren karşısında güçsüz işçiyi korumak için oluşmuş bu nedenle var olmuş bir hukuk dalıdır. İş hukukunun temel amacı işçiyi korumaktır. İş hukuku işçiyi ne denli güçlü korursa o denli çağdaştır.<br />
Hocamın Üzüntüsü :<br />
Kitabın yazarı Prof Dr. Müjdat Şakar. Kendisiyle geçen hafta Ankara &#8216;da basın iş hukukuyla ilgili bir toplantıda karşılaştık. Bana &#8220;SSK &#8216;ya ilişkin kitap yazdım, SSK kapatılamaz diye kapak yaptım kapatıldı, İş Hukukuna ilişkin kitap yazdım SEKA kapatılamaz diye kapak yaptım SEKA kapatıldı &#8221; diye üzüntüsünü bildirdi.<br />
Hocamın üzüntüsüne benzer , onlarca olay yaşamış birisi olarak , SEKA fidanlığı, işçilerin ödenmeyen T.İ.S farkları, son olarak da SEKA İzmit İşletmesinin kapatılma serüvenleri gözümde canlandı.<br />
Kötü Olan Zaman :<br />
Otobüse binip İzmit &#8216;e dönerken yol boyunca düşündüm. Bir halk türküsünden bir dize gelip dilime yerleşti bir isyanda telef olanlar için yakılan bir Avşar ağıtından iki dize<br />
&#8220;Böyle zaman olmaz olsun<br />
Üçer üçer gelir ölümüz &#8221;<br />
Ne yapalım hocam, böyle zaman olmaz olsun &#8221; Bizans çocukları &#8221; kazanıyor görünsün, bir gün haklının borusunun öttüğü bir zaman da gelir. Pir Sultan demiyor mu<br />
&#8221; yürü bre Hızır paşa<br />
senin de çarkın kırılır<br />
güvendiğin padişahın<br />
gün gelir o da devrilir &#8221; &#8230;<br />
Kaynak: http://www.ozgurkocaeli.com.tr/article.php?id=9</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/is-yasasi-tarafli-bir-yasa-olmak-zorundadir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Onuncu Yıl Nutku</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/onuncu-yil-nutku</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/onuncu-yil-nutku#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:45:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/onuncu-yil-nutku</guid>
		<description><![CDATA[Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15&#8242;inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;dir. Bundaki muvaffakiyeti Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türk Milleti!</em></p>
<p><em>Kurtuluş savaşına başladığımızın 15&#8242;inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.</em></p>
<p><em>Kutlu olsun!</em></p>
<p><em>Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.</em></p>
<p><em>Yurttaşlarım!</em></p>
<p><em>Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;dir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkarane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.</em></p>
<p><em>Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.</em></p>
<p><em>Büyük Türk Milleti,</em></p>
<p><em>On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaat eden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.</em></p>
<p><em>Türk Milleti!</em></p>
<p><em>Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.</em></p>
<p><em>Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene!</em></p>
<p><em>Mustafa Kemal Atatürk, 29 Ekim 1933, Ankara</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/onuncu-yil-nutku/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Gençliğe Hitabesi</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/ataturkun-genclige-hitabesi</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/ataturkun-genclige-hitabesi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:42:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/ataturkun-genclige-hitabesi</guid>
		<description><![CDATA[EY TÜRK GENÇLİĞİ!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>EY TÜRK GENÇLİĞİ!</p>
<p>Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.</p>
<p>Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.</p>
<p>Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!</p>
<p>Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/ataturkun-genclige-hitabesi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Söylevleri</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/soylevleri</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/soylevleri#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:41:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/soylevleri</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün söylevleri
* Atatürk&#8217;ün Türk Gençliğine Hitabesi
* Atatürk&#8217;ün Onuncu Yıl Nutku
* Atatürk&#8217;ün Bursa Nutku
* Balıkesir Hutbesi
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk&#8217;ün söylevleri</p>
<p>* <a href="http://www.mujdatsakar.net/ataturkun-genclige-hitabesi" target="_blank">Atatürk&#8217;ün Türk Gençliğine Hitabesi</a><br />
* <a href="http://www.mujdatsakar.net/onuncu-yil-nutku" target="_blank">Atatürk&#8217;ün Onuncu Yıl Nutku</a><br />
* Atatürk&#8217;ün Bursa Nutku<br />
* Balıkesir Hutbesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/soylevleri/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Eserleri</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/eserleri</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/eserleri#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:36:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/eserleri</guid>
		<description><![CDATA[
    * Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
* Takımın Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri - 1908)
* Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
* Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
* Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri - 1912)
* Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
* Nutuk (1927)
* Vatandaş İçin Medeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://www.mujdatsakar.net/wp-content/uploads/2007/10/120px-kemal_ataturk_hat.png" /></p>
<p align="left">    * Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih<br />
* Takımın Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri - 1908)<br />
* Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)<br />
* Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)<br />
* Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri - 1912)<br />
* Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)<br />
* Nutuk (1927)<br />
* Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)<br />
* Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/eserleri/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnkılapları</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/inkilaplari</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/inkilaplari#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:32:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/inkilaplari</guid>
		<description><![CDATA[
Toplumsal
* Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)
* Tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
* Kadınlara belediye seçimlerinde (1930) ve genel seçimlerde (1935) seçme ve seçilme hakkı tanınması
* Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
* Bazı lakap ve unvanların kullanımının yasaklanması (26 Kasım 1934)
* Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931)

Hukuk
* İslam vakıflarının devlet idaresine alınması (1924)
* [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://www.mujdatsakar.net/wp-content/uploads/2007/10/140px-ataturk_alfabe.gif" /></p>
<p><strong>Toplumsal</strong></p>
<p>* Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)<br />
* Tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)<br />
* Kadınlara belediye seçimlerinde (1930) ve genel seçimlerde (1935) seçme ve seçilme hakkı tanınması<br />
* Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)<br />
* Bazı lakap ve unvanların kullanımının yasaklanması (26 Kasım 1934)<br />
* Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (1925-1931)<br />
<strong><br />
Hukuk</strong></p>
<p>* İslam vakıflarının devlet idaresine alınması (1924)<br />
* İsviçre Medeni Kodundan çevrilerek hazırlanan Medeni Kanun&#8217;un kabulü (1926).<br />
* İtalyan Ceza Kanunu&#8217;ndan çevrilerek hazırlanan Türk Ceza Kanunu&#8217;nun kabulü (1927).</p>
<p><strong>Eğitim ve kültür</strong></p>
<p>* Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ile devlete bağlı olmayan ilköğretim kurumlarının kapatılması (3 Mart 1924)<br />
* Yeni Türk harflerinin kabulü ve arap alfabesiyle her türlü yayın ve eğitimin yasaklanması (1 Kasım 1928)<br />
* Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1932)<br />
* Dil Devrimi ve Güneş Dil Teorisinin benimsenmesi (1932-1938)<br />
* Darülfünun&#8217;un kapatılıp İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden kurulması (31 Mayıs 1933)</p>
<p><strong>Eserleri</strong></p>
<p>* Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih<br />
* Takımın Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri - 1908)<br />
* Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)<br />
* Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)<br />
* Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri - 1912)<br />
* Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)<br />
* Nutuk (1927)<br />
* Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)<br />
* Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)</p>
<p>Atatürk&#8217;ün ayrıca, 1915-1918 yılları arasında Anafartalar, Doğu Cephesi ve Karlsbad&#8217;daki hatıralarını yazdığı günlükleri de bulunmaktadır. Bunlardan Anafartalar Muharebatı&#8217;na Ait Tarihçe, Türk Tarih Kurumu tarafından kitap olarak yayımlanmıştır. 1908-1938 yılları arasında Mustafa Kemal&#8217;in imza attığı, yazdığı, söylediği kişisel notları dahil her şeyin toplandığı Atatürk&#8217;ün Bütün Eserleri adlı bir ansiklopedi de Kaynak Yayınları tarafından hazırlanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/inkilaplari/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dönüm Noktaları</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/donum-noktalari</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/donum-noktalari#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:28:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/donum-noktalari</guid>
		<description><![CDATA[
Yaşamındaki Belli Başlı Dönüm Noktaları
* 1881 Selanik&#8217;te doğdu.
* 1893 Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ne yazıldı ve öğretmeni Mustafa Sabri Efendi, kendisine Kemal ek adını verdi.
* 1895 Manastır Askeri İdadisi&#8217;ne girdi.
* 18 Mart 1899 İstanbul&#8217;da Harp Okulu piyade sınıfına yazıldı.
* 1902 Harp Akademisi&#8217;ne girdi.
* 11 Ocak 1905 Kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisi&#8217;ni bitirdi. Merkezi Şam&#8217;da bulunan 5. Ordu&#8217;da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img src="http://www.mujdatsakar.net/wp-content/uploads/2007/10/180px-ataturk-latife-2.jpg" /></p>
<p><strong>Yaşamındaki </strong><strong>Belli Başlı Dönüm Noktaları</strong></p>
<p>* 1881 Selanik&#8217;te doğdu.<br />
* 1893 Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ne yazıldı ve öğretmeni Mustafa Sabri Efendi, kendisine Kemal ek adını verdi.<br />
* 1895 Manastır Askeri İdadisi&#8217;ne girdi.<br />
* 18 Mart 1899 İstanbul&#8217;da Harp Okulu piyade sınıfına yazıldı.<br />
* 1902 Harp Akademisi&#8217;ne girdi.<br />
* 11 Ocak 1905 Kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisi&#8217;ni bitirdi. Merkezi Şam&#8217;da bulunan 5. Ordu&#8217;da göreve başladı.<br />
* Ekim 1906 Arkadaşlarıyla birlikte Şam&#8217;da gizli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8217;ni kurdu.<br />
* 20 Haziran 1907 Rütbesi kolağalığa yükseltildi.<br />
* Eylül 1907 3. Ordu&#8217;ya atanarak Selanik&#8217;e gitti.<br />
* 13 Nisan 1909 31 Mart Ayaklanması&#8217;nı bastırmak üzere Hareket Ordusu kurmay başkanı oldu.<br />
* 1910 Mahmud Şevket Paşa&#8217;nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk isyanının bastırılmasında görev aldı.<br />
* 13 Eylül 1911 İstanbul&#8217;da genelkurmayda göreve atandı.<br />
* 27 Kasım 1911 Binbaşılığa yükseltildi.<br />
* 9 Ocak 1912 Trablusgarp&#8217;da Tobruk Savaşı&#8217;nı yönetti.<br />
* 27 Ekim 1913 Sofya&#8217;ya askeri ateşe atandı.<br />
* 1 Mart 1914 Yarbaylığa yükseltildi.<br />
* Şubat 1915 Tekirdağ&#8217;da 19. Tümen&#8217;i kurdu.<br />
* 25 Nisan 1915 İtilaf Devletleri&#8217;nin askerlerini Arıburnu&#8217;da durdurdu.<br />
* 1 Haziran 1915 Albaylığa yükseltildi.<br />
* 10 Ağustos 1915 Anafartalar Cephe Grubu komutanı olarak İngiliz ve Fransız donanmalarını Çanakkale Boğazı&#8217;nda durdurdu.<br />
* 14 Ocak 1916 Edirne&#8217;de 16. Kolordu komutanı oldu.<br />
* 1 Nisan 1916 Mirlivalığa(tuğgeneralliğe) yükseltildi.<br />
* 5 Temmuz 1917 7. Ordu Komutanlığı&#8217;na atandı.<br />
* Ekim 1917 7. Ordu Komutanlığı&#8217;ndan ayrılarak İstanbul&#8217;a döndü.<br />
* 31 Ekim 1918 Yıldırım Orduları Grubu komutanı oldu.<br />
* 19 Mayıs 1919 Samsun&#8217;a vardı.<br />
* 21/22 Haziran 1919 Amasya Tamimi&#8217;ni açıkladı.<br />
* 8 Temmuz 1919 3. Ordu Müfettişliği&#8217;nden ve askerlikten çekildi.<br />
* 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi&#8217;ne başkan seçildi.<br />
* 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi&#8217;ne başkanlık etti.<br />
* 7 Kasım 1919 Erzurum&#8217;dan milletvekili seçildi.<br />
* 27 Aralık 1919 Heyet-i Temsiliye ile birlikte Ankara&#8217;ya geldi.<br />
* 23 Nisan 1920 Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni açtı.<br />
* 11 Mayıs 1920 İstanbul hükümetince ölüm cezasına çarptırıldı.<br />
* 5 Ağustos 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce başkomutan yapıldı.<br />
* 23 Ağustos 1921 Sakarya Savaşı&#8217;nı yönetti.<br />
* 19 Eylül 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce mareşallik rütbesi ve gazi sanı verildi.<br />
* 26 Ağustos 1922 Kocatepe&#8217;den Büyük Taarruz&#8217;u yönetti.<br />
* 30 Ağustos 1922 Dumlupınar&#8217;da Başkomutanlık Meydan Savaşı&#8217;nı kazandı.<br />
* 8 Eylül 1922 İzmir düşmandan temizlendi.<br />
* 1 Kasım 1922 Saltanat kaldırıldı.<br />
* 29 Ocak 1923 İzmir&#8217;de Latife Hanım ile evlendi(5 Ağustos 1925&#8242;te ayrıldı).<br />
* 17 Şubat 1923 İzmir İktisat Kongresi&#8217;ni açtı.<br />
* 11 Ağustos 1923 İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçildi.<br />
* 9 Eylül 1923 Halk Fırkası&#8217;nı kurdu.<br />
* 29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilan edildi; Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.<br />
* 3 Mart 1924 Halifelik kaldırıldı.<br />
* 20 Nisan 1924 Yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi.<br />
* 17 Kasım 1924 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu(3 Haziran 1925&#8242;te kapatıldı).<br />
* 25 Kasım 1925 Şapka Yasası kabul edildi.<br />
* 26 Aralık 1925 Uluslararası takvim ve saat kabul edildi.<br />
* 1 Kasım 1927 İkinci kez cumhurbaşkanlığına seçildi.<br />
* 1 Kasım 1928 Latin harflerinin kabulüne ilişkin yasa çıktı.<br />
* 12 Ağustos 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu(17 Kasım 1930&#8242;da dağıldı).<br />
* 15 Nisan 1931 Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti&#8217;ni kurdu.<br />
* 4 Mayıs 1931 Üçüncü kez cumhurbaşkanı seçildi.<br />
* 12 Temmuz 1932 Türk Dili Tetkik Cemiyeti&#8217;ni kurdu.<br />
* 24 Kasım 1934 Atatürk soyadı verildi.<br />
* 27 Ocak 1937 Hatay&#8217;ın bağımsızlığı Milletler Cemiyeti&#8217;nce kabul edildi.<br />
* 10 Kasım 1938 Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda öldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/donum-noktalari/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatı</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/hayati</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/hayati#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 11:23:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/hayati</guid>
		<description><![CDATA[
 Çocukluk ve gençlik yılları (1881 - 1905)
Mustafa Kemal Atatürk, 1881 tarihinde Selanik, Kasımiye Mahallesi, Islahhane Caddesi&#8217;nde bugün müze olan evde doğdu. 1839 doğumlu olan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır&#8217;a bağlı Debre-i Bâlâ /Aşağı Debre&#8217;dendir. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım&#8217;la evlendi.
Zübeyde Hanım ve Ali [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://www.mujdatsakar.net/wp-content/uploads/2007/10/250px-kemal_ataturk_soviet_embassy.jpg" /></p>
<p> <strong>Çocukluk ve gençlik yılları (1881 - 1905)</strong></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, 1881 tarihinde Selanik, Kasımiye Mahallesi, Islahhane Caddesi&#8217;nde bugün müze olan evde doğdu. 1839 doğumlu olan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır&#8217;a bağlı Debre-i Bâlâ /Aşağı Debre&#8217;dendir. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım&#8217;la evlendi.</p>
<p>Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi&#8217;nin, Fatma (1871/72-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901) adında altı çocukları oldu. Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında iken, o senelerde salgın olan kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler. En küçük kardeş Naciye, Mustafa Kemal&#8217;in Harp Okulu&#8217;nu bitirdiği sene, oniki yaşındayken verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Makbule Hanım 1956 yılına kadar yaşadı.</p>
<p>Öğrenim çağına gelen Mustafa, Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, daha sonra babasının isteğiyle Mektebi Şemsi İbtidai&#8217;ye (Şemsi Efendi Mektebi) geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği&#8217;nde Hüseyin dayısının yanında kaldıktan sonra Selanik&#8217;e dönüp okulunu bitirdi. Bu arada Zübeyde Hanım, Selanik&#8217;te gümrük memuru olan Ragıp Bey ile evlendi. Şimdi müze olan Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi&#8217;ndeki ev, Ragıp Bey&#8217;in evidir. Ali Rıza *Bey yaşarken, Ahmed Sübaşı Mahallesi&#8217;ndeki Sanayi Mektebi karşısındaki evde oturmuşlardı.</p>
<p>Mustafa, Selanik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne kaydoldu. Kısa süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye&#8217;ye girdi. Bu okulda matematik öğretmeni Mustafa Bey adına &#8220;Kemal&#8221; i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdadisi&#8217;ni bitirip, İstanbul&#8217;da Harbiye-i Şahane&#8217;de öğrenime başladı. 1902 yılında mülazim (teğmen) rütbesiyle mezun oldu, Harp Akademisi&#8217;ne devam etti. 11 Ocak 1905&#8242;te yüzbaşı rütbesiyle akademiyi tamamladı.</p>
<p><strong>Olgunlaşma dönemi (1905 - 1911)</strong></p>
<p>1905-1907 yılları arasında Şam&#8217;da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907&#8242;de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır&#8217;a III. Ordu&#8217;ya atandı.<br />
<strong>Birinci Libya görevi (1908)</strong></p>
<p>1908 yılının Temmuz ayındaki Jön Türk hareketinden sonra sonbahar aylarında İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından, toplumsal ve siyasal sorunları ve güvenlik problemlerini incelemek üzere Libya&#8217;ya gönderildi. Burada 1908 devriminin fikirlerini Libyalılara yaymaya ve buradaki nüfusun farklı kesimlerinden gelenleri Jön Türk politikasına kazanmaya çalıştı.Bu siyasi görevin yanısıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi garnizonuna önderlik ederek askerlere modern taktikler öğretti.Bu tatbikat süresince isyancı bir şeyhin evini sararak bölgede sistem karşıtı başka güçlü kişilere örnek olması amacıyla onu kontrol altına aldı. Ayrıca hem kentli, hem de kırsal bölge insanlarını korumak için bir yedek asker ordusu planlamaya başladı.</p>
<p><strong>Hareket Ordusu (1909)<br />
</strong><br />
13 Nisan 1909&#8242;da Jön Türk hareketine karşı başlayan 31 Mart Ayaklanması&#8217;nı bastırmak üzere Selanik&#8217;ten hareket ederek Mahmut Şevket Paşa komutasında 19 Nisan 1909&#8242;da İstanbul&#8217;a giren Hareket Ordusu&#8217;nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. Daha sonra bu görevi Binbaşı Enver Bey devraldı</p>
<p><strong>Fransa seyahati ve İstanbul&#8217;a dönüş (1910-1911)</strong></p>
<p>Mustafa Kemal 1910 yılında Fransa&#8217;ya gönderildi. Picardie Manevraları&#8217;na katıldı. 1911 yılında İstanbul&#8217;da Genelkurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı..</p>
<p><strong>Yöneticilik yılları (1911 - 1919)</strong></p>
<p>Trablusgarp&#8217;a hücumu ile başlayan Trablusgarp Savaşı&#8217;nda, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk, Sireanik ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911&#8242;de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı&#8217;nı kazandı. 6 Mart 1912&#8242;de Derne Komutanlığına getirildi.</p>
<p>Ekim 1912&#8242;de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır&#8217;daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne&#8217;nin geri alınışında önemli hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Hayatının ilk aşk ilişkisini de burada, bir Bulgar kızı ile yaşadı. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915&#8242;te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı Devleti de savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümen&#8217;i kurmak üzere Tekirdağ&#8217;da görevlendirildi.<br />
<strong><br />
Bulgaristan ve Mustafa Kemal</strong></p>
<p>Bulgaristan, Mustafa Kemal&#8217;in hayatında en büyük etki yapan ülke olmuştur. Bulgaristan&#8217;da geçen hayatı incelendiği zaman yapacağı devrimlerin birçoğunu yıllar önce Sofya&#8217;da görev yaptığı sırada düşündüğü ve şekillendirdiği görülür.</p>
<p>Mustafa Kemal, askeri ataşe olarak 28 Ekim 1913 tarihinde geldiği Sofya&#8217;da Fethi Okyar&#8217;la birlikte çalışmıştır. Mustafa Kemal&#8217;in Sofya&#8217;ya geldiği günlerde Bulgar siyasi yaşamı çok hareketliydi. Sobranya (Bulgar Parlamentosu) için yapılan seçimler iktidardaki Radoslovov&#8217;un partisi için başarısız geçmiş ve iktidar partisi parlamentoda sandalye kaybetmişti. Kabine kurma görevinin, parlamentoda çoğunluğa sahip olmamasına rağmen yeniden Radoslovov&#8217;a verilmesi gibi siyasi olaylar Atatürk&#8217;ü derinden etkilemiştir.</p>
<p><strong>Birinci Dünya Savaşında Atatürk</strong></p>
<p>1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında Mustafa Kemal kaimmakam (yarbay) rütbesi taşıyordu. 25 Nisan 1915&#8242;te Gelibolu Yarımadası&#8217;na İtilaf Devletleri&#8217;nin yaptığı çıkartma üzerine başlayan Çanakkale Savaşı&#8217;nda sezgisi, cesareti ve soğukkanlılığıyla dikkati çekti; cephe kumandanı olan Alman mareşal Liman Von Sanders&#8217;in takdirini kazandı. Arıburnu&#8217;na çıkan düşman birliklerinin yarımada içine doğru ilerlemesi Nisan sonunda Conkbayırı&#8217;nda durduruldu. Bu başarı üzerine miralay (albay) rütbesine terfi etti. İngilizlerin Ağustos ayında Suvla Körfezine yaptığı ikinci çıkartmadan sonra, Anafartalar Grubu Komutanı sıfatıyla 9-10 Ağustos&#8217;ta Anafartalar Zaferi&#8217;ni kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos&#8217;ta Kireçtepe ve 21 Ağustos&#8217;ta II. Anafartalar Zaferi takip etti. Mustafa Kemal Türk kamuoyunda &#8220;Çanakkale Kahramanı&#8221; olarak tanındı.</p>
<p>1916&#8242;da Edirne ve Diyarbakır&#8217;da görev aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da tümgeneralliğe yükseldi ve Paşa unvanını aldı. Rus kuvvetleriyle yapılan savaşlar sonucunda Muş ve Bitlis kısa sürelerle geri alındı. 1917&#8242;de Suriye&#8217;deki görevi sırasında Cemal Paşa ile birlikte, savaşta ülkeyi felakete sürüklediğine inandığı Başkumandan Vekili Enver Paşa&#8217;ya karşı bir askerî darbe hazırlamakla suçlandı. Görevinden alınarak İstanbul&#8217;a çağırıldı. Veliaht Vahidettin Efendi&#8217;yle Almanya&#8217;ya giderek siyasi temaslarda bulundu.</p>
<p>1918 Haziran ayında Viyana ve Karlsbad&#8217;a giderek tedavi gördü. Sultan Reşat&#8217;ın ölümü ve Vahidettin&#8217;in cülusu üzerine 2 Ağustos&#8217;ta İstanbul&#8217;a döndü. 15 Ağustos 1918&#8242;de 7. Ordu Komutanı olarak Suriye cephesine atandı. 19 Eylül&#8217;de Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetleri hücuma geçerek, üç ordudan oluşan Yıldırım Ordular Grubunu ağır bir hezimete uğrattılar. 1 Ekim&#8217;de Şam, 25 Ekim&#8217;de de Halep düştü. Yıldırım Orduları Grubu kumandanı olan Liman von Sanders&#8217;in görevden alınması üzerine Mustafa Kemal Paşa bu göreve getirildi. 31 Ekim&#8217;de imzalanan Mondros Mütarekesi&#8217;nden bir hafta önce Vahidettin&#8217;e bir mektup yazarak yeni hükümet kurulmasını ve kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini önerdi. Önerisi reddedildi. 18 Kasım&#8217;da İstanbul&#8217;a döndü. Arkadaşı Fethi Bey ile birlikte bir gazete çıkararak siyasi girişimlerde bulundu.</p>
<p><strong>Milli Mücadele dönemi (1919 - 1923)</strong></p>
<p>Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Anadolu&#8217;da çeteler (Kuvayımilliye) şeklinde örgütlenen direniş hareketleri başladı. Mustafa Kemal Paşa padişah Vahidettin tarafından olağanüstü yetkilerle donatılarak Anadolu&#8217;da asayiş ve sükûnu sağlamakla görevlendirildi. 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a çıktı. 22 Haziran 1919&#8242;da Rauf Bey, Kâzım Karabekir, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy ile birlikte Amasya&#8217;da yayımladığı genelgeyle &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını&#8221; ilan etti. Karabekir tarafından Erzurum&#8217;da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katıldı. Kongre üyelerinin ısrarıyla Osmanlı ordusundan istifa etti ve Kongre başkanlığına seçildi. 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi&#8217;ni toplayarak ulusal direnişi yönetecek olan siyasi yapılaşmayı kurdu. 27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;da heyecanla karşılandı. Osmanlı Mebusan Meclisinin Mart 1920&#8242;de işgal güçlerince basılması ve önde gelen milliyetçi mebusların tutuklanması üzerine 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmasını sağladı. Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi. TBMM, bir kurucu meclis gibi çalışarak Milli Mücadele&#8217;yi yürütecek olan Anadolu hükumetinin altyapısını kurdu.</p>
<p>Merkezi denetimden uzak bulunan Kuva-yı Milliye örgütleri dağıtılarak düzenli bir ordu oluşturuldu. Milli Mücadele&#8217;nin en kanlı çatışmaları, düzenli orduya katılmayı kabul etmeyen Kuva-yı Milliye gruplarına karşı verildi. (Bak. Çerkez Ethem). 1921 Ağustos ayında askerî durumun kritikleşmesi üzerine Meclis Mustafa Kemal&#8217;e Başkumandan unvanını vererek yasama ve yürütme erklerinin bir kısmını kendisine devretti.</p>
<p>Ulusal direnişin yayılması ve Sevr Antlaşmasının direnişle karşılaşması üzerine İtilaf Devletleri, Yunan ordusunu Anadolu&#8217;nun içlerine sürdü.[kaynak belirtilmeli] Eskişehir&#8217;e ulaşan Yunan ordusunun İsmet Paşa kumandasındaki düzenli birliklerce I. İnönü (6-10 Ocak 1921) ve II. İnönü (23 Mart-1 Nisan 1921) Muharebelerinde yenilgiye uğratılması, Milli Mücadelenin dönüm noktası oldu. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde Yunan ordusu Sakarya&#8217;da Mustafa Kemal yönetiminde yenilgiye uğratıldı. Bu olay üzerine 19 Eylül 1921&#8242;de TBMM Mustafa Kemal&#8217;e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verdi. 26 Ağustos 1922&#8242;de başlayan Büyük Taarruz ile Yunan Ordusu Anadolu&#8217;dan çıkarıldı ve 9 Eylül&#8217;de İzmir alındı.<span class="mw-headline"></span></p>
<p><span class="mw-headline">Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923&#8242;te İsviçre&#8217;nin Lausanne (Lozan) kentinde imzalanan Lozan Antlaşması&#8217;yla sonuçlandı. Bu antlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.<br />
</span></p>
<p><strong> Cumhurbaşkanlığı yılları (1923-1938)</strong></p>
<p>Milli Mücadele sonrasında Türkiye&#8217;de iki başlı bir yönetim ortaya çıkmıştı. TBMM 1 Kasım 1922&#8242;de Osmanlı saltanatını lağvedip Vahidettin&#8217;i tahttan indirerek İstanbul hükümetinin hukuki varlığına son verdi. 8 Nisan 1923&#8242;te yayımlanan Dokuz Umde ile Mustafa Kemal yeni rejimin temelini oluşturacak olan Halk Fırkası&#8217;nın (daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi, CHP) temellerini attı. Nisan ayında yapılan İkinci Meclis seçimlerine sadece Halk Fırkasının katılmasına izin verildi. Mebus adayları Parti başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal tarafından belirlendi.</p>
<p>29 Ekim 1923&#8242;te TBMM, oturuma katılan 159 milletvekilinin oybirliğiyle Cumhuriyet&#8217;i ilan ederek Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı Cumhurbaşkanı seçti. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927&#8242;de kabul edilen CHF Tüzüğü ile Mustafa Kemal Paşa partinin &#8220;değişmez genel başkanı&#8221; ilan edildi ve mebus adaylarını seçme yetkisi, kaydı hayat şartıyla kendisine tanındı. CHF/CHP üyelerinden oluşan TBMM 1927, 1931, 1935 yıllarında Atatürk&#8217;ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.</p>
<p>Cumhuriyetin ilanından sonra, Milli Mücadeleyi başlatan beş kişilik kadronun Mustafa Kemal dışındaki dört üyesi (Rauf, Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar) muhalefete geçerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#8217;nı kurdular. 1925 Martı&#8217;nda çıkan Doğu İsyanı üzerine sıkıyönetim ilan edilerek TCF kapatıldı. Partinin lider kadrosu tutuklanarak önde gelenleri idam edildi. Rauf Bey ve Karabekir yurt dışına sürgüne gönderildiler.</p>
<p>Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. Ancak 1918 yılından sonra hiçbir resmi veya özel ziyaret için yurt dışına çıkmadı.</p>
<p>15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Kurtuluş Savaşı&#8217;nı ve Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu anlatan Nutuk&#8217;u (Söylev), 29 Ekim 1933 tarihinde de Onuncu Yıl Nutku&#8217;nu okudu. Kurtuluş Savaşı&#8217;nın Atatürk&#8217;ün bakış açısıyla anlatımını içeren Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Milli Mücadeleye ilişkin resmi görüşünün esasını oluşturur ve Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte başlatan ve yürüten askerî ve siyasi şeflere karşı (Rauf, Karabekir, Refet Bele, Mersinli Cemal Paşa, Cafer Tayyar Eğilmez, &#8220;Sakallı&#8221; Nurettin Paşa, Celalettin Arif Bey vb.) bir polemik niteliği de taşır.</p>
<p>29 Ocak 1923&#8242;te Latife Hanım&#8217;la evlendi. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. 1922-1934 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal veya sadece Gazi unvanıyla anılan Mustafa Kemal&#8217;e soyadı kanunu ile birlikte TBMM tarafından çıkarılan 24 Kasım 1934 tarihli ve 2587 sayılı kanun ile [3] ile kendisine &#8220;Türklerin Atası&#8221; anlamına gelen Atatürk ismi verilmiştir.</p>
<p>1930&#8242;lu yıllarda Balkan ülkelerinde yaygınlaşan revizyonist siyasi görüşlere karşı Atatürk &#8220;Yurtta sulh, cihanda sulh&#8221; ilkesiyle karşı çıkarak, Birinci Dünya Savaşı ertesinde Neuilly ve Lozan antlaşmalarıyla kurulan uluslararası statükoyu savundu. 1930 yılında Yunan başbakanı Evangelos Venizelos&#8217;u Türkiye&#8217;ye davet ederek Milli Mücadele&#8217;nin düşmanı Yunanistan&#8217;la barışın temellerini attı. Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü&#8217;ne aday gösterildi.</p>
<p>1932 yılından itibaren yaşamının büyük bölümünü İstanbul&#8217;da Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda kendisine ayrılan dairede geçirdi. 1935&#8242;ten itibaren gittikçe şiddetlenen karaciğer sirozu hastalığı ile mücadele etti. 1937&#8242;de dönemin en pahalı yatı olarak bilinen Savarona yatı Bakanlar Kurulu kararıyla satın alınarak Cumhurbaşkanının şahsi kullanımına tahsis edildi. Aynı yıl çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu&#8217;na pay ayırdı. Atatürk, 10 Kasım 1938 saat 9:05&#8242;te Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi&#8217;ne defnedildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâaşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü buraya nakledildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/hayati/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Güvenlikte Ne Yapılmalı?</title>
		<link>http://www.mujdatsakar.net/sosyal-guvenlikte-ne-yapilmali</link>
		<comments>http://www.mujdatsakar.net/sosyal-guvenlikte-ne-yapilmali#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2007 10:37:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mujdatsakar.net/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[                           I- GİRİŞ
 5510 sayılı Kanun’un özellikle memurlarla ilgili pek çok maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilip, Kanun’un yürürlüğü şimdilik 1 Temmuz 2007’ye ertelenirken, hükümet aslında nefes alma fırsatı buldu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px">                           <strong>I- GİRİŞ</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px"> 5510 sayılı Kanun’un özellikle memurlarla ilgili pek çok maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilip, Kanun’un yürürlüğü şimdilik 1 Temmuz 2007’ye ertelenirken, hükümet aslında nefes alma fırsatı buldu. Yılbaşına yetiştirilmek için çalakalem hazırlanan ve Danıştay’ca iptale aday yönetmelik taslaklarıyla, henüz oluşturulamayan kurumsal yapıyla zaten yılbaşında uygulamaya başlamak zordu. Şimdi, hükümet bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Sosyal tarafların ve akademik çevrenin eleştirilerini dikkate almak yerine, her fırsatta <strong>“Anayasa Mahkemesi engel olmasaydı yılbaşından sonra şöyle iyi olacaktı, böyle iyi olacaktı”</strong> edebiyatı ile yargıyı suçlamak, yetmeyince dönüp akademisyenlere yüklenmek çare değildir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin-top: 6px; margin-bottom: 6px">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify">                           <strong>II- BU NOKTAYA NASIL GELDİK?</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify">                           <span style="letter-spacing: -0.1pt">2003’te yeni İş Kanunu kabul edilip, çalışanın aleyhine daha liberal, daha esnek birtakım yeni düzenlemeler geldi. Buna paralel olarak, sosyal güvenlik sisteminin de yeni liberal şartlara uydurulması gerekiyordu. 2003 yılından itibaren yeniden bir reform tezgâha kondu. Hükümet ne kadar bu iddiaya karşı çıkarsa çıksın, IMF talimatlarıyla bir reform yapıldı. Uluslararası Para Fonu doğrudan doğruya bu işe müdahildir, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi kuruluşlar zorlaya zorlaya bu düzenlemeyi ortaya çıkardılar. Hatta öyle ki, yasaların Meclis’e sevk tarihleri bile IMF İcra Direktörleri Kurulu’nun toplantı tarihlerine göre olmuştur. Mesela 9 Aralık 2005 günü, Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu Tasarısı, Meclis’e sevk ediliyor, çünkü o gün IMF toplantı yapacak, durumumuz hakkında değerlendirme yapacak. Belgeler ortada. Niyet mektupları veriyoruz. Bize dikte ettirilen ev ödevleri içindeki sosyal güvenlik reformu yapılacak. Bunlara göre, yeniden gözden geçirmelerde sürekli olarak, <strong> “bu reformu yaptınız mı, nasıl yaptınız, şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız”</strong>, yönlendirmeyle                            oluşan bir reform. Şimdi buna karşı kalkıp, <strong>“bu                            reform IMF gölgesinde yapılmıştır”</strong> dediğiniz zaman                            suçlu mu oluyoruz? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify">                           <strong>III- REFORM NİYE YAPILIR?</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify"> Hiç mi reform gerekmiyordu? Gerekiyordu. Ama, reform ne demek, reform niye yapılır? Dahi<span style="font-size: 14pt">                           </span>iyi<span style="font-size: 15pt"> </span>bir sosyal güvenlik hakkı için yapılır. İşlemeyen, sigortalıya sorun çıkartan hususların ortadan kaldırılması için yapılır. Peki, bu reform niye yapılmış? Bu reform, devletin genel bütçeden sosyal güvenliğe para transferini engellemek için IMF talimatlarıyla yapılmıştır. Diyor ki IMF, <strong>“bu açıklar fazla oldu, buraya artık para ayırmayın, yani masrafı kısıcı birtakım düzenlemeler yapın.”</strong> Bunun için, emekli aylıklarına vergi bile telaffuz edildi bu memlekette. Düyunu Umumiye komiserleri, <strong>“sefalet ücreti”</strong> seviyesinde olan emeklinin aylığından vergi alınmasını bile söyleyebildiler. Yapılan düzenlemeler, emeklilik şartlarının ağırlaştırılması, emekli aylıklarının azaltılması, masrafların kısılması; amaç bu. Peki, bu reform bu amaca hizmet edecek mi? Hayır.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify">                         Bir kere, daha reform öncesinde, <strong>“sağlıkta dönüşüm                          projesi”</strong> adı altında yapılan birtakım işler bile büyük masraf kapıları ortaya çıkarmıştır. Sigortalının ödediği primlerle ve onun için işverenin ödediği primlerle yapılmış Sosyal Sigortalar Kurumu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir. Sigortalıların malı olan hastaneler, onların elinden alınmıştır ve bilinçli bir şekilde yapılmıştır. Kötü hizmet, bilinçli bir şekilde kötü işletmecilik yüzünden, sigortalılar, <strong>                         “aman, birisi alsın bunu doğru düzgün yapsın da, kim                          yaparsa yapsın”</strong> noktasına getirilmişlerdir ve buna                          tepkileri en düşük seviyede kalmıştır. Yani, <strong>“ne olacak canım, o da devlet, bu da devlet, hastane ha Sağlık Bakanlığı’nın olmuş, ha SSK’nın olmuş”</strong> gafletiyle karşılanmıştır. Asıl amaç: Kamu yönetimi reformuyla bunun yerel yönetimlere devridir. Yerel yönetimlere verildikten sonra, onlar ne diyecekler? Ben size söyleyeyim. <strong>“Biz hastane işletmekten ne anlarız”</strong> deyip, bunları özelleştirecekler. Dolayısıyla bir özelleştirme formülü uygulanmaktadır. Peki, bu acaba masrafları kıstı mı? Sosyal sigortalar hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri, sigortalıların özel sektör sağlık işletmelerinden yararlanmaları, ilaçlarını serbest piyasadan temin etmeleri gibi sigortalıya başlangıçta güzel gelen bu cicim ayları çok kısa bir sürede 4,5 katrilyon lira masraf artışına yol açmıştır.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify"> Kurumların birleştirilmesi, tek çatı altına alınması bundan çok daha büyük bir masraf kalemi ortaya çıkaracaktır. <strong>“Masrafı azaltıyoruz, devletin genel                          bütçeden sağladığı transferleri engelliyoruz”</strong> diye, bu amaçla yapılan reform, bu amaca hizmet etmeyecektir. Ülke olarak büyük bir mali krize sürükleneceğiz; benim korkum budur. Taraflara bakın; sigortalı cephesine bakın, işveren cephesine bakın. Kimse bu reformdan beklediğini de bulamamıştır. Prim oranları yüksek. Kayıt dışı ekonomi gittikçe artıyor. Kaçak sigortalı olayı bu ülkede önemli bir sorun. Prim yükünden kurtulmak için, işveren, sigortasız adam çalıştırıyor. İşverenin beklentisi neydi? <strong>“Şu prim yükü biraz hafiflerse                          belki kayıt dışı ekonomi biraz daha küçülür.”</strong> Peki, bu beklenti gerçekleşti mi, işveren kesimi, aradığı prim indirimini buldu mu? Devlet katkısı sağlanmış olmasına rağmen primlerde herhangi bir inme yok. Yani, işveren kesimi hayal kırıklığı içinde. Sigortalılara bakalım. Kimse demir leblebi gibi karmaşık ve anlaşılmaz kanun hükümlerinden bir şey anlamadı. Örümcek ağı gibi. Bir maddeyi okurken başka 10 tane maddeye de bakmanız gerekiyor; çünkü, tekrardan kaçınmak için iç atıflar çok fazla.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify"> Kurulan Kurum, özerk bir Kurum mu? Şimdiye kadar, eski kanunlarda da sosyal güvenlik kurumlarının özerk olduğu kâğıt üzerinde yazılıydı; bunda da değişen fazla bir şey yok. Kurum Yönetim Kurulu üyeleri 3 yıllık görev süresine sahipler, yani 3 yıl için bir güvenceleri var; ama Kurum Başkanının böyle bir güvencesi yok. Geçmişte, bir bakanın sekiz-dokuz defa genel müdür değiştirdiğini, başkan değiştirdiğini müşahede ettiğimiz için ve bu konuya ehil olmayan birtakım kişilerin birtakım politik sebeplerle işin başına getirildiklerini de gördüğümüz için bu konuda tereddüt ediyoruz; Çünkü, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bütçesi Türkiye bütçesinden sonra ikinci büyük bütçedir. Bunu yönetecek anlayışın da gerçekten özerk olması gerekir, siyasilerin etkisinden mümkün olduğunca kurtulmuş olması gerekir. Yeni Kanun’da maalesef bunu da göremiyoruz.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify">                         <strong>IV- SONUÇ</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify"> Sosyal güvenlik kanunları adil ve kolay anlaşılır olmalıdır. Kayıt dışı ekonomiyi büyütmeyen, insanları emeklilikten umudu kesme noktasına getirmeyen, makul ve dengeli düzenlemelere ihtiyaç vardır. Yasayı hazırlarken Üniversitelere hiç sormayan Sayın Çalışma Bakanı, işler karışınca <strong>“Üniversitelerde hazır bir model bulamadık,                          oturup kendimiz yaptık”</strong> türü açıklamalarla, akademik                          çevrenin eleştirilerine karşı yeni bir <strong>“savunma”</strong> edebiyatı geliştirmiş ve kamuoyu nezdindeki, hükümetten ayrı tutulan itibarını tüketmekte olduğu izlenimini vermiştir.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 6px 0cm; text-align: justify"> Şimdi, hükümet oturup sakin kafayla, halkın kolayca anlayabileceği, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla uyumlu yeni bir yasa hazırlamalıdır.</p>
<p style="margin-top: 6px; margin-bottom: 6px" align="justify">                         <span style="font-size: 11pt; font-family: Times New Roman"> Ne var ki, Sosyal Güvenlik Kurumu bürokratlarından edindiğimiz intiba, iptal edilmeyen hükümlerin aynen bırakılması, memurlar için de eski düzenin devam ettirilmesidir. Böyle bir sözüm ona çözüm, büyük bir yanlış olur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 3pt 0cm; text-align: left"> <span style="font-size: 11pt; font-weight: 700">Müjdat ŞAKAR<a href="http://www.yaklasim.com/mevzuat/dergi/makaleler/2007039054.htm#*" name="123"></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 2px 0cm; text-align: left">                         <strong>                         <font style="font-size: 9pt" color="#ff0000" face="Verdana">                         Yaklaşım Dergisi / Mart 2007 / Sayı: 171</font></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mujdatsakar.net/sosyal-guvenlikte-ne-yapilmali/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
