Sosyal Güvenlikte Ne Yapılmalı?

Ekim 14th, 2007 by admin

I- GİRİŞ

5510 sayılı Kanun’un özellikle memurlarla ilgili pek çok maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilip, Kanun’un yürürlüğü şimdilik 1 Temmuz 2007’ye ertelenirken, hükümet aslında nefes alma fırsatı buldu. Yılbaşına yetiştirilmek için çalakalem hazırlanan ve Danıştay’ca iptale aday yönetmelik taslaklarıyla, henüz oluşturulamayan kurumsal yapıyla zaten yılbaşında uygulamaya başlamak zordu. Şimdi, hükümet bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Sosyal tarafların ve akademik çevrenin eleştirilerini dikkate almak yerine, her fırsatta “Anayasa Mahkemesi engel olmasaydı yılbaşından sonra şöyle iyi olacaktı, böyle iyi olacaktı” edebiyatı ile yargıyı suçlamak, yetmeyince dönüp akademisyenlere yüklenmek çare değildir.

 

II- BU NOKTAYA NASIL GELDİK?

2003’te yeni İş Kanunu kabul edilip, çalışanın aleyhine daha liberal, daha esnek birtakım yeni düzenlemeler geldi. Buna paralel olarak, sosyal güvenlik sisteminin de yeni liberal şartlara uydurulması gerekiyordu. 2003 yılından itibaren yeniden bir reform tezgâha kondu. Hükümet ne kadar bu iddiaya karşı çıkarsa çıksın, IMF talimatlarıyla bir reform yapıldı. Uluslararası Para Fonu doğrudan doğruya bu işe müdahildir, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi kuruluşlar zorlaya zorlaya bu düzenlemeyi ortaya çıkardılar. Hatta öyle ki, yasaların Meclis’e sevk tarihleri bile IMF İcra Direktörleri Kurulu’nun toplantı tarihlerine göre olmuştur. Mesela 9 Aralık 2005 günü, Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu Tasarısı, Meclis’e sevk ediliyor, çünkü o gün IMF toplantı yapacak, durumumuz hakkında değerlendirme yapacak. Belgeler ortada. Niyet mektupları veriyoruz. Bize dikte ettirilen ev ödevleri içindeki sosyal güvenlik reformu yapılacak. Bunlara göre, yeniden gözden geçirmelerde sürekli olarak, “bu reformu yaptınız mı, nasıl yaptınız, şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız”, yönlendirmeyle oluşan bir reform. Şimdi buna karşı kalkıp, “bu reform IMF gölgesinde yapılmıştır” dediğiniz zaman suçlu mu oluyoruz?

 

III- REFORM NİYE YAPILIR?

Hiç mi reform gerekmiyordu? Gerekiyordu. Ama, reform ne demek, reform niye yapılır? Dahi iyi bir sosyal güvenlik hakkı için yapılır. İşlemeyen, sigortalıya sorun çıkartan hususların ortadan kaldırılması için yapılır. Peki, bu reform niye yapılmış? Bu reform, devletin genel bütçeden sosyal güvenliğe para transferini engellemek için IMF talimatlarıyla yapılmıştır. Diyor ki IMF, “bu açıklar fazla oldu, buraya artık para ayırmayın, yani masrafı kısıcı birtakım düzenlemeler yapın.” Bunun için, emekli aylıklarına vergi bile telaffuz edildi bu memlekette. Düyunu Umumiye komiserleri, “sefalet ücreti” seviyesinde olan emeklinin aylığından vergi alınmasını bile söyleyebildiler. Yapılan düzenlemeler, emeklilik şartlarının ağırlaştırılması, emekli aylıklarının azaltılması, masrafların kısılması; amaç bu. Peki, bu reform bu amaca hizmet edecek mi? Hayır.

Bir kere, daha reform öncesinde, “sağlıkta dönüşüm projesi” adı altında yapılan birtakım işler bile büyük masraf kapıları ortaya çıkarmıştır. Sigortalının ödediği primlerle ve onun için işverenin ödediği primlerle yapılmış Sosyal Sigortalar Kurumu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir. Sigortalıların malı olan hastaneler, onların elinden alınmıştır ve bilinçli bir şekilde yapılmıştır. Kötü hizmet, bilinçli bir şekilde kötü işletmecilik yüzünden, sigortalılar, “aman, birisi alsın bunu doğru düzgün yapsın da, kim yaparsa yapsın” noktasına getirilmişlerdir ve buna tepkileri en düşük seviyede kalmıştır. Yani, “ne olacak canım, o da devlet, bu da devlet, hastane ha Sağlık Bakanlığı’nın olmuş, ha SSK’nın olmuş” gafletiyle karşılanmıştır. Asıl amaç: Kamu yönetimi reformuyla bunun yerel yönetimlere devridir. Yerel yönetimlere verildikten sonra, onlar ne diyecekler? Ben size söyleyeyim. “Biz hastane işletmekten ne anlarız” deyip, bunları özelleştirecekler. Dolayısıyla bir özelleştirme formülü uygulanmaktadır. Peki, bu acaba masrafları kıstı mı? Sosyal sigortalar hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri, sigortalıların özel sektör sağlık işletmelerinden yararlanmaları, ilaçlarını serbest piyasadan temin etmeleri gibi sigortalıya başlangıçta güzel gelen bu cicim ayları çok kısa bir sürede 4,5 katrilyon lira masraf artışına yol açmıştır.

Kurumların birleştirilmesi, tek çatı altına alınması bundan çok daha büyük bir masraf kalemi ortaya çıkaracaktır. “Masrafı azaltıyoruz, devletin genel bütçeden sağladığı transferleri engelliyoruz” diye, bu amaçla yapılan reform, bu amaca hizmet etmeyecektir. Ülke olarak büyük bir mali krize sürükleneceğiz; benim korkum budur. Taraflara bakın; sigortalı cephesine bakın, işveren cephesine bakın. Kimse bu reformdan beklediğini de bulamamıştır. Prim oranları yüksek. Kayıt dışı ekonomi gittikçe artıyor. Kaçak sigortalı olayı bu ülkede önemli bir sorun. Prim yükünden kurtulmak için, işveren, sigortasız adam çalıştırıyor. İşverenin beklentisi neydi? “Şu prim yükü biraz hafiflerse belki kayıt dışı ekonomi biraz daha küçülür.” Peki, bu beklenti gerçekleşti mi, işveren kesimi, aradığı prim indirimini buldu mu? Devlet katkısı sağlanmış olmasına rağmen primlerde herhangi bir inme yok. Yani, işveren kesimi hayal kırıklığı içinde. Sigortalılara bakalım. Kimse demir leblebi gibi karmaşık ve anlaşılmaz kanun hükümlerinden bir şey anlamadı. Örümcek ağı gibi. Bir maddeyi okurken başka 10 tane maddeye de bakmanız gerekiyor; çünkü, tekrardan kaçınmak için iç atıflar çok fazla.

Kurulan Kurum, özerk bir Kurum mu? Şimdiye kadar, eski kanunlarda da sosyal güvenlik kurumlarının özerk olduğu kâğıt üzerinde yazılıydı; bunda da değişen fazla bir şey yok. Kurum Yönetim Kurulu üyeleri 3 yıllık görev süresine sahipler, yani 3 yıl için bir güvenceleri var; ama Kurum Başkanının böyle bir güvencesi yok. Geçmişte, bir bakanın sekiz-dokuz defa genel müdür değiştirdiğini, başkan değiştirdiğini müşahede ettiğimiz için ve bu konuya ehil olmayan birtakım kişilerin birtakım politik sebeplerle işin başına getirildiklerini de gördüğümüz için bu konuda tereddüt ediyoruz; Çünkü, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bütçesi Türkiye bütçesinden sonra ikinci büyük bütçedir. Bunu yönetecek anlayışın da gerçekten özerk olması gerekir, siyasilerin etkisinden mümkün olduğunca kurtulmuş olması gerekir. Yeni Kanun’da maalesef bunu da göremiyoruz.

 

IV- SONUÇ

Sosyal güvenlik kanunları adil ve kolay anlaşılır olmalıdır. Kayıt dışı ekonomiyi büyütmeyen, insanları emeklilikten umudu kesme noktasına getirmeyen, makul ve dengeli düzenlemelere ihtiyaç vardır. Yasayı hazırlarken Üniversitelere hiç sormayan Sayın Çalışma Bakanı, işler karışınca “Üniversitelerde hazır bir model bulamadık, oturup kendimiz yaptık” türü açıklamalarla, akademik çevrenin eleştirilerine karşı yeni bir “savunma” edebiyatı geliştirmiş ve kamuoyu nezdindeki, hükümetten ayrı tutulan itibarını tüketmekte olduğu izlenimini vermiştir.

Şimdi, hükümet oturup sakin kafayla, halkın kolayca anlayabileceği, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla uyumlu yeni bir yasa hazırlamalıdır.

Ne var ki, Sosyal Güvenlik Kurumu bürokratlarından edindiğimiz intiba, iptal edilmeyen hükümlerin aynen bırakılması, memurlar için de eski düzenin devam ettirilmesidir. Böyle bir sözüm ona çözüm, büyük bir yanlış olur.

 Müjdat ŞAKAR

Yaklaşım Dergisi / Mart 2007 / Sayı: 171

Posted in Makaleler

One Response

  1. Celal ÇALIŞ

    Elinize sağlık Müjdat Hocam. Daha nasıl basit anlatılsın. Bunu da anlamayanın ATA’mızın Türk Milleti Zekidir sözünden nasibini almamış olduklarını varsayıyorum.
    2004 yılında SSK’nın hasta başına tedavi maliyeti 130 dolar idi. Hesaplar yaptık, raporlar yazdık 70 dolar daha harcayın vatandaşı rezil etmeyin diye. Şu kadar hasta var, şu kadar doktor, hemşire, hastane daha gerekli, şu kadar eder. Bölün sigortalı başına 70 dolar eder diye bağırdık. Yok tasarruf, yok imf ne der vs yapmadılar. Ama 2007′de bu rakam 450 dolara çıktı. Üstelik ne hastane yapıldı, ne personel alındı. Farkın hepsi yerli ve yabancı işbirlikçi sermayeye olarak aktarıldı.50 hasta bakmayı deontolojiye aykırı sayanlar 200 hasta bakar, 5 tetkikle tedavi yapanlar 20 tetkikle tedavi yapar oldu performans denen saçmalık adına. Koç Holdngin bile yapamadığı 36 ay teksitle prim borcu taksidi yapıldı sahtekarlara. Ayaklar baş, başlar ayak yapıldı. Ama biz ayak olmadık,olmayacağız.
    İşte reform dedikleri bu. Biz de anti reform yapacağız. Biz Türk Milleti Zekidir diyenlerdeniz.

    Selam ve saygılarımla

    Celal Çalış

Yorum Ekle

Uyari:Yazdiginiz yorum onaylandiktan sonra yayina girecektir tekrar gonderim yapmaniza gerek yoktur